Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

ilaçta çözüm önerileri ve AİFD

Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi'nin 30 Ekim 2004 tarihli 919. sayısında Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği'nin (AİFD) "İlaçta çözüm önerilerine yanıt" başlığıyla yayımlanan açıklamasında Tıp Kurumu'nun ilaçta çözüm önerilerine eleştirel değerlendirmesi vardı. AİFD'nin yanıtı seksenli yıllardan bu yana gelip geçen ve geçmekte olan hükümetlerin uyguladığı/uygulamaya çabaladığı ekonomik yapısal reformların, sosyal güvenlik reformu ve sağlıkta dönüşüm arayışlarının ulusötesi ilaç şirketleriyle aynı bakış açısıyla gündemlendiğini de ortaya koyuyordu. Gerek AB Gümrük Birliği sürecinde girilen yükümlülükler gerekse Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel güç odaklarının belirlediği Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve bu çerçevede TRIPs gibi küresel kıskaçlar çokuluslu şirketler ve onları temsil eden örgütlerce hararetle savunuluyor. Dışarıdan sunulan küresel reçeteleri gözü kapalı benimseyen hükümetlerin ulusal politika ve strateji belirlemekten yoksun, günü birlik tutum alışlarla savruluşu sorunu derinleştirerek krizlere davetiye çıkarıyor. İlaç sektörünü de bu küresel çerçevede analiz etmek gerekiyor.
 
Tıp Kurumu'nun AİFD'nin yazısına yanıtı Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisinin 13 Kasım 2004 tarihli 921. sayısında yayımlandı. Bu iletinin sonunda AİFD'nin yanıt verdiği ilk yazımız "İlaçta Çözüm Önerileri" de yer alıyor. ***
 
"İlaçta çözüm önerileri"Ali Rıza ÜçerTıp Kurumu Genel SekreteriCumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 9 Ekim 2004, Sayı: 916. 1-     Türkiye’de toplam sağlık harcamalarının yarıya yakını ilaç harcamalarıdır. Gelişmiş ülkelerde ise ilaç harcamalarının toplam sağlık harcamalarına oranı %10-20’dir. 2-     2003 yılında Türkiye’nin ilaç harcaması üretici fiyatlarıyla 3,5 milyar dolar tüketici (perakende /eczacı satış) fiyatları ile de 5 milyar dolardır. (İEİS bir kaç yıldır tüketici fiyatlarıyla tüketim istatistiklerini vermiyor, bunun 5.8 milyar $ olduğunu açıklayanlar da var) 3-     Türkiye’nin ilaçta dışa bağımlılığı her geçen yıl daha da artmaktadır. 2003 yılında ilaç ticaret açığımız 1,6 milyar dolara yükselmiştir.(yıllık petrol ithalatımızın 5 milyar $ olduğu göz önüne alındığında ilacın dış ticaret dengesindeki önemi ortadadır) İlaçta ihracatın ithalatı karşılama oranı %10’un altına düşmüştür. Ulus ötesi ilaç şirketleri Türk ilaç pazarının %60’ından fazlasını kontrollerinde tutmaktadır. Bu şirketlerin pazarladığı ilaçlar patent haklarıyla korunan ithal ürün olmalarının da etkisiyle çok pahalıdır. Bu şirketler hızla tekelleşerek pazarın rekabetçi yapısını bozmaktadır. Türkiye’de yerli ilaç sanayisi pazar payı her yıl gerilerken yerli ilaç şirketleri ulus ötesi şirketler tarafından yutulmaktadır. 4-     SSK’nın medyada yoğun biçimde tartışılan 77 trilyon liralık ilaç ihalesinin büyük kısmını oluşturan Eritropoietin (NeoRocormon ve Eprex) ve İnterferon (Roferon) gibi pahalı ithal ilaçlar biyoteknolojik ilaçlardır Modern biyoteknolojiye dayanan yeni ilaçlar kısaca biyofarmasötikler olarak tanımlanır. Biyofarmasötikler iki ana guruba ayrılır: Küçük moleküllerden oluşan "kimyasal ilaçlar" ve daha büyük moleküllerden oluşan "terapötik proteinler". Dünyada biyoteknolojik ilaçlar içinde eritropoietinler, interferonlar, insan insülini ve analogları, büyüme hormonları, koloni uyarıcı faktörler ve monoklonal antikorlar gibi terapötik proteinlerin pazarı hızla büyümektedir. Dünya ilaç harcamaları 2001 yılında % 9 artarken terapötik protein pazarı % 15 büyüyerek 27 milyar $'a çıkmıştır. 2002 de terapötik proteinler % 25 lik bir büyüme oranı ile 33.5 milyar $'a çıkmıştır. 2010 yılında terapötik protein pazarının 70-100 milyar $'a çıkması beklenmektedir. 21. yüzyıl terapötik proteinlerin yüzyılıdır ve ABD, AB, Japonya arasında kıran kırana bir biyoteknolojik  ilaç rekabeti vardır. Çin, Hindistan, Güney Kore, Küba, Meksika, Arjantin gibi ülkeler jenerik biyotek üretiminde önemli yol kat etmişlerdir.   Türkiye’de 2003 yılında biyoteknolojik ilaç pazarı yaklaşık 500 milyon dolardır ve her geçen yıl bu pazar hızla büyümektedir. Ülkemizde biyoteknolojik ilaçlar arasında önemli bir yeri olan terapötik protein pazarının üçte birine yakını eritropoietinlerdir. Tıp Kurumu'nun yaptığı hesaplamaya  göre 2003 yılında 100 milyon $'a yakın eritropoietin harcaması yapılmıştır. (35 milyon $'ı perakende (eczane) satış zincirinde, 35 milyon $'ı SSK'nın toplu alımlarıyla kalanı da Sağlık Bakanlığı'na bağlı devlet hastanelerinin,  üniversite hastanelerinin ve diğer hastanelerin toplu alımları ile)  İnterferonlar ve insülin analogları da eritropoeitin tüketimine yaklaşmaktadır. Yakın gelecekte biyotek ilaç harcamalarımızın katlanarak artması başta SSK olmak üzere sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamalarını alabildiğince kabartarak var olan krizi derinleştirecektir. Türkiye’nin mutlaka bu ilaçların jeneriklerini ulus ötesi ilaç tekellerinin dışındaki ülkelerden (Güney Kore, Arjantin, Hindistan, Çin, Meksika, Küba gibi) hem ithal etmesi hem de teknoloji transferi yoluyla üretmesi için hızlı ve somut adım atması gerekmektedir. 5-     Sosyal güvenlik kurumlarının toplam sağlık harcamalarının yarıdan fazlası ilaç harcamalarıdır (Emekli Sandığı ve Bağ-Kur’da %60’dan fazla SSK’da %40). SSK’nın 2003 yılı ilaç harcaması 2,1 katrilyon lira, Emekli Sandığı’nın 2003 ilaç harcaması ise 1,5 katrilyon liradır. 2003 yılında SSK 35 milyonu kapsarken 2,1 katrilyon lira ilaç harcaması yapmış, Emekli Sandığı ise sadece 2,5 milyon nüfusu yani SSK kapsamının neredeyse 15’te 1’ini kapsadığı halde SSK’ya yaklaşan bir ilaç harcaması yapmıştır. Özetle SSK’da kişi başı ilaç harcaması çok düşüktür.
SSK’nın bu avantajının nedenleri;
 
a)      SSK’nın toplu alım avantajı ile ilaçları perakende satış fiyatları üzerinden değil imalatçı/ithalatçı/depocu satış fiyatı üzerinden yaptığı iskontolarb)      SSK’nın bir bölüm ilacı kendisinin üretmesinden kaynaklanır*SSKlı hastaların Emekli Sandığı hastaları ile kıyaslandığında hizmete ulaşmakta çektiği güçlükler (uzun kuyruklar)  kişi başı ilaç tüketimini azaltan diğer bir faktördür, ancak bu farkı yalnızca bu faktöre bağlamaya çalışanların savları tutarsızdır. 6-      SSK, AKP hükümetinin yapmak için düğmeye bastığı serbest eczanelerden ilaç alımı uygulamasına geçtiği takdirde SSK’lının uzun ilaç kuyruğu çilesi bitecektir. Ama ilaç harcaması da 1,5-2 katına çıkacaktır. Son ihalede Çalışma Bakanının dediği gibi Eritropoietin ilacı serbest eczanelerden alınsa idi 360 milyon liraya alınacaktı. Oysa ki SSK’nın böylesi zararına yol açan bir ihalede bile 213-230 milyon liraya alınmıştır. Bu örnek SSK ilaç alım modelinin ne denli avantajlı olduğunun aşikâr göstergesidir.
7-      SSK’da uzun ilaç kuyruklarının nedeni eczacı sayısının az olmasıdır. SSK, 2003 yılında toplumun yarısını   kapsamasına rağmen yalnızca 1235 eczacıyı yani ülkemizdeki toplam eczacıların % 5'inden azını istihdam etmiştir.
-  Acilen SSK’nın eczacı sayısının artması gerekmektedir.
-  SSK’nın dispanser ve iş yeri hekimlik birimleri gibi birinci basamak sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi ve SSK’lının hastanelere yığılması önlenmelidir.
8-     SSK’nın medyanın gündemine gelen 77 trilyon liralık ilaç ihalesinde yapılan yanlışlıklar, usulsüzlükler ve eksiklikler nedeniyle çok büyük bir kamusal zarar ortaya çıkmıştır. Bu kadar büyük bir ihalede toplu alım gücünün kullanılarak önemli oranda iskonto sağlanmamış olması büyük hatadır. Bu ihalede Eritropoietin dışında İnterferon (Roferon) ve Faktör VIII başta olmak üzere ihalenin diğer kalemlerinin de titizlikle mercek altına alınması gerekmektedir.
 

SSK ilaç ve tıbbi malzeme ihaleleri için çözüm önerisi; -         SSK’nın yıllık ilaç ve tıbbi malzeme ihtiyacı titiz bir planlama ile belirlenerek tek merkezden toplu alım yöntemiyle kıran kırana pazarlık yaparak iskonto sağlamasıdır. -         Tüm SSK hastaneleri, devlet hastaneleri ve üniversite hastaneleri gibi tüm kamu hastaneleri ve sosyal güvenlik kurumlarında ilaç ve tıbbi malzeme verileri için güncel, güvenilir ve sağlıklı bir veri tabanı oluşturulmalı, saydamlık ilkesinin gereği olarak her türlü alım satım süreci açık biçimde izlenebilmelidir.  

-      Sosyal güvenlik kurumları jenerik biyotek ilaç üretimi için kaynak ayırmalıdır. Yerli ilaç üreticileri ile de ortak üretim alternatifleri yaratılabilir.  Biyoteknolojik ilaçlardan piyasada tekel konumunda olan firmaların ilaçlarının eritropoietin gibi patent yükümlülüğü olmayan ve patent süresi dolmuş olan diğer jeneriklerinin üretimi sağlanmalıdır. 9- SSK ihalesinde açıkça görüldüğü gibi Sağlık Bakanlığı'nın ilaç fiyatlarını belirleme süreçlerinde önemli sorunlar vardır.  Bakanlığın bu konuda daha somut ve etkin adımlar atması gerekmektedir.

Tıp Kurumu

**

"İlaçta çözüm önerileri"ne yanıtAraştırmacı İlaç Firmaları DerneğiCumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 30 Ekim 2004, Sayı: 919.Cumhuriyet Bilim Teknik'in 09/10/2004 tarihli sayısında Tıp Kurumu Genel Sekreteri Ali Rıza Üçer'in imzasını taşıyan ilaçta çözüm önerileri başlıklı bir yazıda yer alan bazı ifadeler, Türk ilaç sektöründe yaşanan sorunlar ve bunların olası çözümleri konusunda kamuoyunda yanlış anlamalara neden olabilir. İnsan sağlığına katkıda bulunacak yeni ilaçlar geliştirmek için her yıl milyarlarca dolar harcayarak araştırmalar yapan, önde gelen 30 firmayı çatısı altında toplayan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği olarak bu konulara açıklık getirmek istiyoruz. Sadece sözünü ettiğimiz bu yazıda değil, başka bazı yazı ve açıklamalarda da "ulusötesi", "uluslararası" veya kısaca "yabancı" diye nitelendirilen araştırmacı ilaç firmaları en az bu ifadeleri kullananlar kadar Türkiye'nin ve Türk ekonomisinin birer parçasıdır. Araştırmacı ilaç firmaları son iki yılda Türkiye'de 300 milyon dolar yatırım yaptı, halen 10 bin kişiyi istihdam etmekte ve vergi vermektedirler. Bu firmaların pazar payı % 57,4 düzeyindedir.

Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde yoluna devam eden Türkiye son yıllarda ekonomisini istikrara kavuşturacak yapısal reformları gerçekleştirmeye başlamış ve sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlamak yönünde önemli mesafe kat etmiştir.
 
ÜLKE YARARI NEREDE?İlaç sektörü açısından bunun anlamı Türkiye'nin uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirerek patent ve veri imtiyazı koruması gibi fikri mülkiyet haklarını uygulamaya koymasıdır. Bunun sonucunda ülkemize üretim ve araştırma alanlarında yeni yatırımlar yapılacak, ihracatın ve istihdamın artışına ciddi katkılar sağlanacaktır. Tartışma konusu olan jenerik ilaçların fiyatı düşecek, Türkiye "Avrupa'daki en pahalı jenerik ilaçların satıldığı" ülkelerden biri olmaktan kurtulacaktır.
Dünyaya açılmanın ve hukuki sorumlulukları yerine getirmenin sağlayacağı avantajlar bu kadar açıkken, teknoloji geliştirmek adına Çin, Hindistan ve Meksika gibi fikri mülkiyet haklarına saygı göstermeyen ve ilaç teknolojisinde çok ileri olmadıkları bilinen ülkelerle işbirliğini savunmak ülkemiz yaraına değildir.

Türkiye'de gerek sağlık sektörünün gerekse sosyal güvenlik sisteminin ciddi sorunları vardır. Sosyal güvenlik reformu ülkemizin öncelikli bir konusudur. Hükümet tarafından hazırlanmış olan kapsamlı bir yasa tasarısı, bu yasama döneminde TBMM'nin gündemine gelecektir.

Kuşkusuz sosyal güvenlik reformu çerçevesi içinde devletin ilaç sektörüyle ilişkileri, ilaç fiyatlarının belirlenmesi gibi kamuoyunda tartışmalara neden olan birçok konu çözüme kavuşturulacaktır. Bu konuda sağlıklı bir tartışma süreci devam etmektedir ve sonuçta ortak aklın egemen olacağı bir çözüme ulaşılacağına inanıyoruz.
 
Türkiye'de bu alandaki yaklaşımlar tüm dünyada olduğu gibi, devletçilikten uzaklaşmaktadır. Devletin kâr edemeyeceği, sadece kamu kaynaklarının israfına neden olacak alanlarda faaliyet göstermemesi gerektiği yönünde toplumumuzda yaygın bir görüş birliği vardır. Hükümetin hazırladığı yeni yasa tasarısının temelinde de bu yaklaşım bulunmaktadır. Bu bakımdan devlete yeni yükler getirecek, sosyal güvenlik kuruluşlarını ekonomik açıdan zor durumda bırakacak önerilerin gerçekçi olmadığına ve uygulanamayacağına inanıyoruz.
 
**

Cumhuriyet Bilim Teknik Dergisi, 13 kasım 2004, Sayı: 921

İlaçta çözüm üzerine

Cumhuriyet Bilim Teknik dergisinde 9 Ekim 2004’te yayımlanan “İlaçta Çözüm Önerileri” başlıklı Tıp Kurumu değerlendirmesine 30 Ekim 2004 tarihli CBT’de  Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’nin (AİFD)  yanıtında “yazımızdaki bazı ifadelerin Türk ilaç sektöründe yaşanan sorunlar ve bunların olası çözümleri konusunda kamuoyunda yanlış anlamalara neden olacağı” dile getirilmişti.

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği’ne üye 30 ilaç firması Türkiye İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası (İEİS) çatısından ayrılarak ayrı bir örgütlenme içerisine girmiştir.  AİFD yöneticileri bizim ulus ötesi şirketler olarak tanımladığımız bu şirketlerin ulusal/yerli ilaç şirketleri kapsamında Türk ekonomisinin bir parçası olduğunu, son iki yılda 300 milyon $ yatırım yaptığını, on bin kişiyi istihdam ettiğini ve Türkiye ilaç pazarındaki  paylarının % 57,5 düzeyinde olduğunu ifade etmektedir.

AİFD’ye üye ilaç şirketlerinin ulus ötesi değil de, ulusal şirketlerimiz olduğu iddiası ilginçtir. Pfizer’den Novartis’e, Aventis-Pharma’dan Boehringer Ingelheim’e, Merck Sharp Dohme’den  Johnson&Johnson’a kadar dünya ilaç devlerinin Türk ilaç şirketleri olduğunu hayal bile etmek çok hoş,  ancak gerçeklerin böyle olmadığı ortada. AİFD yöneticilerinin kriterlerine göre Exxon-Mobil’den, Daimler Chrysler’e, General Electric’den Citigroup’a kadar birçok ulus ötesi dev şirketi de Türk şirketleri olarak varsayabiliriz. Tıp Kurumu’nun “İlaçta  Çözüm Önerileri” başlıklı Raporunda Türkiye ilaç sektörünün panoramik bir değerlendirmesi yapılmıştır. Raporumuzda 2003 yılında ilaç tüketimimizin üretici (imalatçı/ithalatçı) fiyatlarıyla 3.5 milyar $ olduğunu belirtmiştik, ancak IMS’den gelen son veriler 2003 yılında üretici fiyatlarıyla tüketimimizin 4,2 milyar $ olduğunu ortaya koydu.  Böylece 2002 yılına göre üretici fiyatlarıyla ilaç pazarımız 3 milyar dolardan % 40'lık bir artışla 4,2 milyar $'a sıçramış oldu. Aynı yıl ABD pazarı % 11 (2003'te 219,5 milyar $) Japonya pazarı da % 12 (2003'te 59 milyar $) büyüdü. Türkiye ilaç pazarı 2003 yılında dünyanın 15. büyük ilaç pazarı olmuştur ve dünya ilaç pazarında en hızlı büyüme gösteren ikinci ülkedir. Kıt kamusal kaynaklarımızın önemli bir bölümü ilaç harcamalarına ayrılmaktadır. Türkiye,  ilaç harcamalarının ulusal gelire oranı dünyada en yüksek ülkelerin başında gelmektedir. Üretici fiyatlarıyla ilaç tüketimimizin GSMH’ya oranı 2003 yılında  % 1,7’dir ve her geçen yıl daha artmaktadır. Oysa ki AB’ye üye ülkelerde bu oran % 0,5 ile % 1,2 arasındadır. Türk ilaç sektöründe ihracatın ithalatı karşılama oranının % 10'un altında olduğu göz önüne alındığında bu pazar genişlemesi tam bir felakettir.  Türkiye'nin 2003 yılında ilaç ticaret açığı da 2 milyar $ sınırına dayanmıştır. Yıllık petrol ithalatımızın 5 milyar $ olduğu düşünüldüğünde ilaç ticaret açığımızın ne denli kritik bir seviyeye yükseldiği ortadadır.

Raporumuzda belirtilen hususlardan biri  AİFD yöneticilerinin de doğruladığı gibi Türkiye ilaç pazarında AİFD’ye üye ulus ötesi şirketlerin payının yaklaşık olarak  % 60 olmasıdır, bu pay her geçen yıl armaktadır. Türkiye’nin 2002 ve 2003 yılında üretici fiyatlarıyla toplam ilaç tüketimi 7,2 milyar $ olduğuna göre bu yıllarda AİFD’ye üye şirketlerin satışları 4 milyar $’ın üzerindedir. Son iki yılda ilaç sektöründe yaptıklarını belirttikleri 300 milyon $’lık yatırım satış tutarlarının yalnızca  % 7’sidir. Aynı şirketlerin 2002 ve 2003 yılında pazarlama amaçlı promosyon harcamaları ne kadardır ve  promosyon harcamalarının yatırım harcamalarına oranı nedir? AİFD yöneticilerinin bu konuya da açıklık getirmeleri gerekir. Ayrıca istihdam ettiklerini belirttikleri 10 bin kişinin ne kadarı üretim ne kadarı pazarlama-satış  ve yönetim birimlerinde çalışmaktadır? İstihdam profiline yönelik olan bu oranlarda pazarlama-satış ağırlıklı istihdam genişliği pazarımızın dışa bağımlığını gösteren parametrelerden biridir.

Türkiye’de yerli ilaç sanayisi pazar payı her yıl gerilerken yerli ilaç şirketleri ulus ötesi şirketler tarafından yutulmaktadır.Yerli ilaç sanayisinin küresel rakipleriyle rekabet edecek dönüşümü gerçekleştirmesi için başta AR-GE yatırımlarının desteklenmesi ve  biyoteknoloji gibi  öncelikli alanlarda önünün açılması gibi uzun soluklu ulusal ilaç stratejilerinin ivedilikle yaşama geçirilmesi zorunludur.

İlaç harcamalarımız içinde biyoteknolojik (biyotek) ilaçlar ve bu gruptaki terapötik proteinlerin payı hızla artmaktadır. Türkiye’de 2003 yılında tamamı ithal  olan  biyoteknolojik ilaç pazarı yaklaşık 500 milyon dolardır ve 2010 yılında bu harcamalarımızın 1,5-2 milyar $’a çıkması beklenmektedir. Yakın gelecekte biyotek ilaç harcamalarımızın katlanarak artması sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamalarını alabildiğince kabartarak var olan krizi derinleştirecektir. Biyotek ilaçlarda pazarı ulus ötesi tekellere teslim etmemiz nedeniyle uğradığımız kayıp apaçık ortadadır. Biyotek bir ürün olan Hepatit B aşılarını bir süredir Güney Kore, Küba, Hindistan gibi ülkelerden toplu alım yöntemiyle ithal ederek çok ucuza temin etmekteyiz. Ulus ötesi tekellerce pazarımıza sunulan Hepatit B aşılarının perakende (eczane) satış fiyatı 20-25 milyon lira iken Sağlık Bakanlığı'nca açılan toplu alım ihalelerinde 70 sente (yaklaşık 1 milyon liraya) kadar düşürülebilmesi bu alanda yaratılması mümkün fırsatların somut bir örneğidir.

Yine 2003 yılında 100 milyon $’a yakın harcama yaptığımız biyotek ilaç  Eritropoietin’i ODTÜ Biyolojik Bilimler Bölümü’nde  Doçent Dr. Fatih İzgü ve ekibi kutu maliyeti 200 $’dan 20 $’a düşürerek üretmeyi başarmıştır. Ne yazık ki Sağlık Bakanlığı bu güne kadar biyotek ilaçlarla ilgili bir mevzuat geliştirmemiştir. Bakanlıkta kurulan biyotek ilaç komisyonlarında farmasötik teknoloji gibi biyoteknoloji uzmanlık alanı dışından üyeler görevlendirilmiştir. Bu komisyonlar son beş yıldır biyotek ilaçların ucuz jeneriklerinin ihracatı ve üretimi ile ilgili başvuruları engelleyeci bir tutum almaktadır. Türkiye, yatırım maliyetleri oldukça düşük olan bu alanda altın kıymetindeki zamanını yitirerek biyotek sektöründe yaya kalmakta, ulus ötesi şirketlerin hakim olduğu oligopolistik biyotek pazarında kıt kaynaklarını tükettirecek bir küresel sarmalın içine sürüklenmektedir.  

AİFD açıklamasında “Dünyaya açılmanın ve hukuki sorumlulukları yerine getirmenin sağlayacağı avantajlar bu kadar açıkken Çin, Hindistan, Meksika gibi fikri mülkiyet haklarına saygı göstermeyen ve ilaç teknolojisinde çok ileri olmadıkları bilinen ülkelerle işbirliğini savunmak ülkemizin yararına değildir” denmektedir Gerek hammadde gerekse mamul ilaç bazında üretimimizin hızla gerilemesinin, 2 milyar $ ilaç ticaret açığı vermemizin, ilaç ihracatımızın ithalatı karşılama oranının % 9’lara düşmesinin ve ilaç tüketimi dünyada en hızlı artan ikinci ülke olmamızın sağladığı avantajın ne olduğunu anlamak güçtür. Türkiye bu oyunda kaybeden, AB ülkeleri ve ABD kazanan taraftadır.

Üç sosyal güvenlik kurumu ve devlet memurlarıyla bakmakla yükümlü oldukları yakınlarının 2003 yılındaki toplam ilaç harcaması 6,8 katrilyon liradır. (5,2 milyar $). Bir de SSK Hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devri ve SSK'lıların eczanelerden ilaç alımı uygulamasına geçildiğini düşünelim. SSK'nın ilaçta toplu alım avantajını yitirmesiyle yaklaşık 2,5 katrilyon lira olan ilaç harcaması katlanacak, önümüzdeki yıllar 2003 yılını mumla aratacak ve ilaç harcamalarımız baş döndürücü biçimde artışını sürdürecektir. İlaçta dışa bağımlılığımız daha da artacak, ilaç ticaret açığımız katlanarak büyümeye devam edecektir.

Bu küresel kıskaçtan çıkış yolu vardır, yeter ki kendimize güvenelim, ulusal çıkarlarımızın farkına varalım ve çözüm için kararlı adımlar atalım.

Atacağımız ilk adım sonrakilerin göstergesi olacaktır kuşkunuz olmasın. Türkiye, GATS ve Gümrük Birliği sürecinde ilaçta dayatılan koşulları yeniden müzakere ederek ve biyotek ilaçları üreterek neden ilk adımını atmasın? 

Selam  ve sevgilerimle

Dr. Ali Rıza Üçer

Tıp Kurumu Genel Sekreteri