Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Yorum Rapor Vicdanlara Havale

23 Ocak 2005, Pazar

Dr. Ali Rıza Üçer

Tıp Kurumu Genel Sekreteri

e – posta : aliucer@ttnet.net.tr

 

Bu haftaki Aydınlık dergisinde (23 Ocak 2005, Sayı 914) Uğur Mumcu'nun kardeşi Avukat Ceyhan Mumcu'nun İstanbul Tabip Odası (İTO) eski Genel Sekreteri ve şu anki Onur Kurulu Üyesi Şebnem Korur Fincancı'nın Umut operasyonunda verdiği tartışmalı “yorum raporu” nedeniyle İTO Başkanı Gencay Gürsoy'a yanıtı var.

Fincancı ve arkadaşlarının düzenledikleri “yorum raporlar”da en sık kullandıkları argüman sanık ya da tutuklunun "Postravmatik Stress Bozukluğu"na duçar olması, bu nedenle konu psikiyatristleri de yakından ilgilendiriyor.

Eğer düzenlenen adli raporda psikiyatrı konsültasyonu yoksa (adli tıp camiasının rutininde her olgu için psikiyatri konsultasyonu yapıldığı koşulda işin içinden nasıl çıkılacağını - daha doğrusu çıkılamayacağını - düşünebiliyor musunuz?) rapor ne kadar doğru olursa olsun Fincancı ve arkadaşlarınca düzenlenen “yorum raporlar”da, psikiyatri konsültasyonu olmadığı gerekçesiyle adli raporun eksik, hatalı olduğu savunuluyor.

“Yorum rapor” konusu çok önemli, her ne hikmetse bu yorum raporlar adli tıp camisasında sıklıkla Prof Dr. Şebnem Korur Fincancı ve çevresindeki bir kaç hekim tarafından veriliyor. Adli Tıp camiasının bu konudaki sessizliği de düşündürücü, bu durumu susarak onaylıyorlar mı, yoksa çatışmak istemedikleri için sessiz mi kalıyorlar belli değil.

Bilindiği gibi TTB Merkez Konseyi'nin bir üyesinin bir kaç yıl önce İskenderun'lu gençler için verdiği “yorum rapor” da önemli bir soruna yol açmış, bu raporu veren hekimler bazı gazetelerde yargısız infaz kampanyasıyla işkenceyi örtbas eden hekimler olarak karalanmışlardı.

İlginç olanı bu hekimlerin düzenlediği adli raporun aleyhindeki  “yorum rapor”u (TTB'nin alternatif raporu olarak anlayın) adlı tıp uzmanı da olmayan bir hekim yazmıştı, dahası düzenlenen adli raporlardan aylar sonra yazılmıştı bu yorum rapor.

O dönemde özellikle Radikal gazetesinin manşetleri hâlâ hatırlardadır. TTB yöneticileri bir meslek örgütünün meslektaşlarının "hak ve çıkarlarını gözetme" sorumluluğunu göz ardı ederek adı geçen hekimleri el altından haber verdikleri medya organlarında suçsuz oldukları halde deyim yerindeyse okkanın altına sokmuşlardı.

TTB yöneticileri 2,5 yıl önceki TTB Büyük Kongresi’nde bir Kongre delegesinin kendisinin de bu sorumsuz tutum yüzünden medyada yargısız infaza kurban edilmesi nedeniyle yaptığı sert eleştiriye karşı kendilerini savunmaya çalışmış, konuştukça daha da batmışlardı.

Bu delege arkadaşımızın sorusu çok netti, madem ki işkenceyi örtbas etmişlerdi, neden meslek örgütümüzün onur kurulları bu hekimleri cezalandırmamıştı? Bu hekimlere, TTB yöneticilerinin sorumsuzluğu nedeniyle "işkenceci doktor" yaftası yapıştırılması ile sorun çözülmüş mü oluyordu?

Şimdi Ceyhan Mumcu'nun bu haftaki Aydınlık'ta yaptığı açıklamayı okuyalım ve yorum rapor konusunu tartışmaya açalım ne dersiniz?

Sevgili Necip Hablemitoğlu'nu andığımız 1 yıl önceki toplantıda Sayın Mumcu ile bu konuyu konuşma fırsatım olmuştu. Kendisine Tıp Kurumu'nun bu konuda bir görüş belirteceğini söylemiştim. Ancak gündemimiz çok yoğun olduğundan bir türlü açıklama yapma fırsatı bulamadık. Bu vesileyle Ceyhan Bey’e verdiğimiz sözü gecikerek de olsa bir ölçüde yerine getirmiş olduk.  

***

Prof Dr. Gürsoy'a yanıt: Son hükmü doktorların vicdanı verecek

Avukat Ceyhan Mumcu

(Aydınlık Dergisi, 23 Ocak 2005, Sayı: 914)

Sayın İstanbul Tabip Odası Başkanı Profesör Dr. Gencay Gürsoy'un ve avukatının, eski Genel Sekreter Şebnem Korur Fincancı'nın, Prof. Dr. Muammer Aksoy, Doç.Dr. Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerinin yargılanan faillerinin, muayene edilmeden rapor verilmesine ilişkin yakınma yazımın, Tabipler Odası'nın şeref ve haysiyetini ihlal ettiği iddiasıyla göndermiş olduğu tekzip yazısını okudum.

Aydınlık'ta Umut Operasyonu Davası'nın başlangıcında İstanbul Tabip Odası eski Genel Sekreteri Şebnem Korur Fincancı'nın failler lehine rapor vermesi yüzünden tıkanması üzerine İstanbul Tabipler Odası'na verdiğim yakınma dilekçesine yanıt verilmeyişini eleştirmiştim.

1. Yakınma tarihi olan 18.10.2000'de, Gürsoy, Oda Başkanı olmadığını savunmaktadır. Böyle bir dilekçeden de habersiz olduğunu açıklamaktadır. Açıklamaya yakınma tarihinde Sayın Turgut Adatepe'nin de görevli olduğunu ilave etmektedir.

Tabipler Odası, tabiplerin uyacağı mesleki etik ilkeleri ve diğer kuralları belirleyen ve her görüşten tabiplerin temsil edildiği bir kamu kuruluşudur. Dilekçe ve yakınma hakkı yalnız azınlıkların değil, tüm yurttaşlara ait bir hak ve yakınma dilekçesine gerekçeli olarak yanıtını vermek de o kamu kurumunun bir görevidir.

Sayın Adatepe, bugün beni telefonla arayarak, İstanbul Tabip Odası'nın "oyçokluğuyla soruşturma açılmasına karar verdiği", bazı üyelerin "bu bir alternatif rapordur" diyerek itiraz ettiklerini, olay tarihinde Profesör Fincancı'nın Onur Kurulu üyesi olduğu için soruşturmanın Türk Tabipler Birliği'ne havale edildiğini anlattı.

Ne İstanbul Tabip Odası, ne de Türk Tabipleri Birliği aradan dört yılı aşkın bir zaman geçmesine karşın bana hiçbir bilgi vermediler. Herhalde Türk Tabipler Birliği Abdullah Öcalan'ın hasta haklarıyla meşgul olduğundan, soruşturmayı sonuçlandırmaya vakit bulamamış olmalı.

Sayın Prof. Dr. Gencay Gürsoy'a göre Prof. Dr. Fincancı'nın nesnel ölçütlerden ve mesleki etik değerlerden ödün vermeyeceğinden kuşkusu yokmuş. Tabip bir "profesörün" hiç görmediği, muayene etmediği kişiler hakkında rapor düzenleyip lehlerine kullanılmak üzere Ankara DGM'ye bu raporu göndermesini, Gürsoy hala nesnel ölçütlere ve mesleki etik değerlere bir aykırılık görmüyorsa, bunun takdirini Hipokrat Yemini etmiş tüm hekimlerin vicdanlarına havale ediyorum.

Bu raporu elde eden Aksoy, Üçok, Mumcu ve Kışlalı'nın faillleri, rapordan hareketle yapmayı talep ettikleri açıklamalardan vazgeçtiler. Bu failller açıklama yapmış olsalar idi, anılan davada çok önemli aşamalar kazanılırdı, bu fırsat kaçırıldı. Vebali ve sorumluluğu da İstanbul Tabip Odası ve Şebnem Korur Fincancı dostlarının üzerinde kaldı. Tarih, bunu böylece kaydetti.

Tabiplerimiz temsilcileri Oda'nın bu tür kayırmacılıklar yapmasını benimsiyor mu?

Üstelik bu rapor nörolog ve psikiyatristlerle desteklenmiş Kurul raporuyla bilim dışı ve geçersiz sayılmıştır. Kurul raporunun elde edilmesi de sanıklar için  zaman kazanmaya ve devlet içinde gereksiz ödemelere neden olmuştur. Bu mudur nesnel ölçütler ve etik değerler?

2. Sayın Prof. Dr. Gencay Gürsoy gene de kendini Uğur Mumcu'ya karşı borçlu hissettiğini, 12 Eylül Rejimine karşı da beraber mücadele verdiklerini kabul ediyor. Gerçekten de Aksoy, Üçok, Kışlalı ve Mumcu yalnız azınlıklar için değil, Anadolu'da yaşayan tüm yurttaşlar ve mazlum ulusların hakları için daha iyi bir dünya ve daha iyi bir gelecek için savaşım verdiklerinden öldürüldüler.Onlara herkes borçlu.

İlerici ve solcu tabiplerden de bizim beklentimiz, bu cinayetlerin faillerinin bulunmasında bizlere destek vermek olmamalı mıydı?  Mumcu ve diğerlerine hem borçlusun, hem de onların faillerinin bir an evvel aramıza dönmeleri için destek veriyorsun ve bir kamu kurumu olarak, bana yanıt verme gereğini bile duymuyorsun.

ABD, AB; Türkiye'yi Avrupa kapısına bağlamak ve gündeme azınlıklar sorununu yerleştirerek, bir parçalanmaya çabalamaktadır. İstanbul Tabip Odası'nın, Türkiye'deki azınlıkların hak ve kültürleri konusunda, "ABD, AB bakış açılarından farklı bir yaklaşımları var mıdır?" Özal da ABD'nin desteğiyle bizi AB kapısına bağlayan öncü kişi.

Bu tartışma burada bitmez; Sayın Gürsoy'a katılıyorum. Hepimiz vicdanımızla BAŞBAŞAYIZ. Ben de hekimliği, İstanbul Tabip Odası'nı şu davadaki tutumlarından dolayı bütün doktorların vicdanlarına havale ediyorum.