Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Batıya Parmak Kaldırmak


Hayli güleceksiniz, söylemedi demeyin! ''-...Halktan kopuktur ya, bileğine güvenemediğinden mi ne, Türk aydınlarının çoğu sıkıştı mı, Batı'ya parmak kaldırır; hak hukuk hık mık diyerek, ülkesini şikâyet eder; AT'ye girmemize, Avrupa İnsan Hakları standartlarına, Türkiye'de gerçekleşeceği ümidiyle yandaş çıkan, az değil; demek aynı mantık işliyor: haklarımızı Batılılar alıverecek! Yahu nedir, Tanzimaat'ı unuttuk mu? Ona bu adın verilmesine sebep, Osmanlı iktisat, ticaret ve hukukunun, Düvel-i Muazzama'nın (yani Batı'nın) istekleri/çıkarları doğrultusunda 'tanzim edilmiş' olması idi: sözde hak eşitliği, teşebbüs özgürlüğü, estek köstek; neticede Devlet-i Aliyye sizlere ömür!..''

Güleceksiniz çünkü, aydınlarımızın günümüzdeki şaşkınlığını ve perişanlığını anlatır görünen bu söyleşi, bundan tam beş yıl önce yazılmış ve yayımlanmıştır, başlığı şudur: ''Batı'ya Parmak Kaldırmak!'' (10 Mayıs 1987) O günden bugüne, maşallah, parmak kaldıran kaldırana! Selin 'in mektubuyla ikisinden haberdâr olduk; ondan önce, Prof. Dr. Neclâ Arat , yurtdışındaki bir sempozyumda böyle birisine rastlamış, olay basına intikal etmiş idi; şimdi de, İzmir 'den bir mektup, bazı hızlı 'küreselleşmişlerimizin', küstahlığı hangi mertebeye çıkardığını, haber veriyor; bir bakar mıydınız:


'...en iyisi, Türkiye'ye ambargo!..'


''...Cumhuriyet'te 'Beşinci Kol ve Adamları' ve 'Dine Desteğin Perde Arkası' başlıklarıyla değindiğiniz; Selin'in ABD'nin bilmem hangi üniversitesinde karşılaştığı iki öğretim görevlisinin densizliği; daha doğrusu, gayet sistemli ve usturuplu yürütülen 'Beşinci Kol' faaliyeti; gerek 'Sivil Toplum' örgütlerinde, gerekse 'Akademia'nın seçkin kimi öğretim üyeleri arasında, oldukça yaygın bir durumda, ne yazık ki!..''

''...bu Post/Modern, Neo/ Liberal aydınlar, kantarın topuzunu öylesine kaçırıyorlar ki, 19 Ekim 2001'de hekim forumlarına yolladığım iletide görüldüğü gibi; 'Lancet' gibi saygın bir tıp dergisinde, (buraya dikkat) ABD, AB ve NATO'ya, müttefik olarak gördükleri Türkiye Cumhuriyeti'ne, silah ambargosu çağrısında bile bulunabiliyorlar, aylarca önce hekim forumlarına yolladığım bu iletiyi sizinle paylaşmak istedim...''

Nasıl beğendiniz mi? İmza rastgele birisinin değil: Tıp Kurumu Genel Sekreteri, Dr. Ali Rıza Üçer! Prof. Dr. Z.A. ve L.R. 'nin (adları mahfuz) 'Lancet' dergisinde yayımlanan, 'editör'e mektubunda; iddiayla ilgili kısım aynen şudur:

''...Türk Hükümeti'nin baskı kampanyası özellikle Türk sağlık çalışanlarının cesur girişimlerini engellemeye yöneliktir. Geçmiş birkaç yıl boyunca, Türkiye'de sağlık ve insan haklarının korunması ve geliştirilmesinden sorumlu olan TTB ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) adil olmayan saldırıların hedefi olmuştur...''

''...Türkiye'yi değerli bir müttefik olarak gören Avrupa Birliği ve NATO, Türk hükümetlerinin en temel insan hakkı olan düşünce (ifade) özgürlüğünün, bu ciddi suiistimaline gözlerini kapamaktadır. Türkiye'de insan hakları konusundaki gelişmeler doğrultusunda, Türkiye'ye silâh satışı sözü veren Amerika, bu suiistimali, sağlık çalışanlarının ciddi anlamda engellenmesi durdurulana kadar, silâh satışını durdurmak için, mazeret olarak kullanmalıdır. İnsan hakları konusunda hassas ülkeler, Başbakan Ecevit de dahil olmak üzere, Türk otoritelerini kınamalı, bunlara karşı yüksek sesle konuşanları desteklemelidir...''

Evet, sanırım tartışılacak bir yanı yok; nasıl, Selin 'in olayında, iki öğretim görevlisi, yabancı bir ülkede, ülkeleri aleyhine Batı 'ya parmak kaldırmışsa; bu defa da, iki görevli yabancı bir dergide aynı şeyi yapmış, ülkesini 'gammazlayarak', onun müttefiklerini onun aleyhine kışkırtmıştır. İyi de, acaba niye o Batılı ülkeliler, benzer bir şeyi, kendi ülkeleri aleyhine asla yapmazlar? Bunu hiç düşündünüz mü?


'Devrimci bakan' kim?


Millî Mücadele yıllarında, Devlet-i Aliyye ve onun hükümeti, bırakın İnsan Hakları 'nı, yurttaşın sağlığını; devletin istiklâlini ve hürriyetini ecnebi ülkelere satmaya hazırlanıyor; 'Damat' Ferid Paşa, İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri'ne, Londra'nın ülkeyi on beş yıl boyunca 'sömürge kabul etmesi ricasını' götürüyordu. O tarihte de, memleketi 'kurtarma' çaresini, 'İngiltere'nin himayesi' nde ya da 'Amerika'nın mandası' nda gören aydınlar vardı; vardı da, bu Batı 'ya parmak kaldıranlara karşı, yurdun sağlığını ve selâmetini sahiden düşünenler, böyle sakim ve yakışıksız bir uşaklığa tenezzül etmemiş; ecnebiye, başvurmayı asla düşünmeyerek, sadece halka gitmişlerdir: halka, eğriyle doğru, düzgün ve akıllıca anlatılırsa, o daima doğruyu seçiyor. Mustafa Kemal'in ve onu izleyen aydınların doğru yolu seçtikleri ise tarihen kanıtlanmıştır: bu iş ya halkla olur, ya sonu tutsaklıktır.

O itirazı biliyorum, denecek ki, olaya 'devrimci bakmak' lâzım! Yaaa, Mustafa Kemal ve arkadaşları, devrimci bakmıyorlar mıydı? Onlar bakmıyordu da, 'mülkü' anahtarıyla İngiltere Devlet-i Fehimânesine teslim etmeyi düşünen, Zât-ı Şahâne ve Devletli Sadrazamı mı, 'devrimci' bakıyordu? Hayli garip bir 'devrimcilik' anlayışı bu! Kaldı ki, devrimciliğine ve sınanmış solculuğuna, kimsenin bir şey diyemeyeceği Nâzım Hikmet 'in olaya bakışı da, bu 'seçkin' (!) aydınlarımız gibi değil, Mustafa Kemal gibidir, ondan yanadır.

Onu da konuşacağız.