Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Yazıcı - Doğramacı Davası Üzerine

Cumhuriyet 17.04.2004

Sayın Orhan Bursalı , Cumhuriyet Bilim Teknik'te Gündem köşenizde "Yazıcı-Doğramacı Davası" başlıklı yazınızı ilgiyle okudum. Konu malum, sevgili Uğur Mumcu 'nun 12 Eylül karanlığında gözüpekliği ile Türkiye gündemine getirdiği Dr. Spock'tan intihal dosyası. Bu dosya YÖK'ün mimarı Prof Dr. İhsan Doğramacı ile ilgili çarpıcı bir gerçeği ayan beyan gözler önüne sermişti.

Sayın Doğramacı sizin de vurguladığınız gibi neden o zaman resmi olarak sesini çıkarmamıştı? Doğramacı'nın o dönemde yani 12 Eylül karanlığında "akademia"da karşı gelinemez bir imparator olduğu, Kenan Evren'le yakınlığı, sınırsız bir gücü temsil ettiği ortada. Mumcu'nun dosyasının Cumhuriyet'te gündeme geldiği dönem yargı erkinin yönlendirilmesi bakımından da bugüne göre çok daha avantajlı bir dönemdi.

Ancak derin bir sessizlikle konunun geçiştirilmesi daha anlamlı bulunmuş olmalı. Neden? Kanımca neden açık, Uğur Mumcu gibi tuttuğunu koparan, korkusuz, sakınımsız, dizginlenemez bir gazetecinin gündeme bomba gibi düşen dosyası ile en iyi baş etme yolu görmezden gelmektir de ondan. Onu uğursuz bir Ankara kışında aramızdan kopartan neden de budur, yalnız şövalye yok edilmeden sorun çözülemez.

Bu gerçeği başta akademia'nın "seçkin" üyeleri görmezden geldi, Mumcu'ya dosyayı aktaran kaynak hariç.... O nedenle bu çıkışı yaptığında derin bir sessizlikle olayı görmezden geldiler. Şimdilerde kahramanlar gibi üniversite özerkliğini savunuyorlar AKP'ye karşı. AKP, karşısındaki gücü çok iyi tartıyor, zafiyetlerini, çıkar kollamalarını, nerede susup nerede konuşacaklarını, nerede vuruşup nerede çekileceklerini tartıyor mütemadiyen ve hamlelerini biriktirdiği verilere göre yapıyor...

YARGIDA MALPRAKTİS

CBT yazarı Yargıtay Onursal üyesi Çetin Aşçıoğlu 'nun birkaç kez gündeme getirdiği yargılama sürecinde bilirkişilerin yargıç yerine geçerek karar verme sorunu yargıda malpraktis sorunudur. Ancak bilirkişilerin uzman olduğu alanda yanlış, kasıtlı, hatalı, art niyetli, çıkara dayalı, süsbjektif karar vermesi yalnızca yargısal bir sorun değildir.

Bilirkişilerin mensup olduğu mesleğin etik ilkelerinin alenen ihlalidir söz konusu olan. İşte orada o mesleği temsil eden üniversiteler ve meslek örgütlerinin bu etik ihlali saptamak, yapanları soruşturarak hak ettiği cezayı vermek gibi bir sorumluluğu vardır. Bunu yapmıyorlarsa onlar da görevlerini kötüye kullanıyor demektir.

Şimdi İhsan Doğramacı davasının bilirkişilerine dönmemiz gerekir. Hangi üniversitenin mensuplarıdır? O üniversitenin yöneticileri bu konuda ne düşünmektedir? Bilirkişi raporlarını bilimsel ölçütler çerçevesinde onaylamıyorlarsa ne yapacaklardır? Ve bilirkişilerin üye olduğu tabip odaları ("ilerici bir misyonu taşıdıklarını iddia eden tabip odalarıdır") aynı konuda ne yapacaklardır? Yine derin bir sessizlikle mi geçiştireceklerdir bu olup bitenleri?

Dr. Ali Rıza Üçer

Tıp Kurumu Genel Sekreteri