Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Eczaneler Neden Krizde?

Türk Eczacıları Birliği Başkanı Erdoğan Çolak, hem Sosyal Güvenlik Kurumu hem de Maliye Bakanlığı ile sigortalıların serbest eczanelerden ilaç almasını sağlayan sözleşmeleri feshetmeye karar verdiklerini açıkladı. Kararı sözleşmenin bazı hükümlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle aldıklarını belirten Çolak, 1 Şubat'tan itibaren ilaç bedellerinin hastalardan tahsil edileceğini söyledi.


AKP hükümetinin iftiharla uygulamaya koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı ya da diğer bir deyişle Sağlık Reformu'nun en temel ayağı dünyanın en avantajlı ilaç alım modellerinden biri olan SSK alım modelinin tasfiye edildiği Kamu İlaç Alım Protokolüydü. Bu protokol 14 Aralık 2004'te Maliye Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, İlaç Endüstrisi İşverenleri Sendikası İEİS ve Türk Eczacılar Birliği arasında imzalanmıştı.


Başta Maliye Bakanı Kemal Unakıtan olmak üzere protokole imza atan taraflar, imza töreninin ardından "bu uygulamayla kamunun yıllık 1 katrilyon lira kârı olacağını, SSK'nın tasfiyesiyle gelen maliyetin 400 trilyonu aşmayacağını, dolayısıyla yılda 600 trilyonluk tasarruf sağlanacağını" müjdelemişlerdi. Hatta Unakıtan hızını alamayarak daha da ileri gitmiş, "Kamunun yıllık ilaç maliyeti katrilyonlarca lira. Ben bu kadar çok ilaç alıyorsam; o zaman bir kıyak da isterim. Bundan eczacılar da dahil tüm taraflar kazançlı çıkacak" demişti. Kıyak (!) protokolün imzalanmasının hemen ardından, ulus ötesi ilaç şirketlerinin teşekkürüne mazhar olanlar Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Murat Başesgioğlu ve dönemin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Tuncay Teksöz'dü.
 

Kamu ilaç Protokolü'nde ulusötesi şirketlerin teşekkür ettiği SGK Başkanı Tuncay Teksöz yasal engele rağmen kısa süre sonra dünya ilaç devi Pfizer'in Türkiye Sağlık Politikaları Koordinatörlüğü'ne transfer edildi. Eczacılar adına (!) protokolü kotaran Mehmet Domaç ise AKP İstanbul Milletvekili seçildiğinden misyonunu TBMM'de sürdürmekte. İlaç tekellerini çatısı altında toplayan Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği'nin (AİFD) gazetelere verdiği teşekkür ilanları ise, aslında kamu ilaç alım protokolünün kamunun yararına mı, yoksa yabancı ilaç şirketlerinin yararına mı olduğunu ayan beyan gösteriyordu.


Tıp Kurumu, SSK'nın tasfiyesi sürecinde sağlık ve ilaç harcamalarımızda çarpıcı bir artış olacağını, artan kamu sağlık harcamalarının altından kalkılamayacağı için yurttaşların sağlık haklarını aşama aşama kaybedeceğini, kırk milyona yakın SSK'lının serbest eczanelerden ilaçlarını almaları nedeniyle kârlarını artıracağını düşünen eczacılarınsa "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olacakları" uyarısında bulunmuştu. Mayıs 2005'te Ankara Ticaret Odası ile birlikte hazırladığımız "İlaçtaki Ur: Dışa Bağımlılık" başlıklı raporumuz da dahil birçok rapor ve açıklamamızdaki öngörülerimizin birer birer gerçekleşmesiyse bizi sevindirmiyor, tam tersi üzüyor.
http://www.atonet.org.tr/yeni/index.php?p=289&l=1
 
Bu rapordan bazı bölümleri anımsamakta yarar var..


SSK İLACI UCUZA MAL EDİYORDU


Tıp Kurumu, "mucizevi denklem" olarak adlandırdığı bu durumu SSK hastanelerinin devlete devri ile birlikte ortadan kaldırılan "SSK ilaç alım modeli"nin başarısına bağlıyor. SSK ihale ile toplu alım yaparak ilaçları perakende satış fiyatları üzerinden değil imalatçı/ithalatçı/depocu satış fiyatı üzerinden yaptığı iskontolarla alıyordu. Ayrıca ilaçların bir bölümünü de kendisi üretiyordu. Emekli Sandığı ve Bağ-Kur ise ilacı çok daha pahalıya alıyordu. Bu fark, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'un ihale yapmayarak ilaçları doğrudan eczaneden alması nedeniyle oluşuyordu.


Kamu İlaç Alımı Protokolü'nün imzalanmasıyla uygulamaya sokulan yeni sistemde SSK'lılar da artık serbest eczanelerden ilaç alıyor. Dolayısıyla Kurum toplu alımlarla elde ettiği indirim olanaklarını kaybediyor.


**


TIP KURUMU: KATKI PAYLARI ARTACAK


Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Ali Rıza Üçer ise, "Bu, tam anlamıyla SSK'yı çökertme operasyonudur. SSK'lılar sağlık ve sosyal güvenlik haklarını geri dönülemeyecek biçimde kaybedecekler" dedi. İlaç harcamalarında baş döndürücü artışlar olacağını, faturanın da katkı payları ile dolaylı ve dolaysız vergiler artırılarak vatandaşlara ödetileceğini söyleyen Üçer, "SSK'lı parası kadar sağlık hizmeti alabilecek" diye konuştu.


Üçer, küçük ölçekli depoların ve eczanelerin de geri ödemelerde yaşanacak sıkıntılar nedeniyle büyük zarara uğrayacağını, 5-10 bin eczanenin batacağını öne sürdü. Yeni sistemin, küresel bir planın parçası ve ulus ötesi şirketlerin bir operasyonu olduğunu da kaydeden Üçer, "Eczanelerin kapanmasının ardından tıpkı Batı ülkelerinde olduğu gibi büyük alışveriş merkezlerinde ilaç satışı uygulaması yaygınlaşacak. Bu da ilaç tekellerinin karına kar ekleyecek. Türkiye ilaç harcamaları 2005 yılında 3 milyar dolar artacak, ilaçta dışa bağımlı olduğumuz için bu kaynak uluslararası ilaç şirketlerine transfer edilecek, Türkiye kaybedecek, ulus ötesi şirketler kazanacak" dedi.


**
IMS verilerine göre Kamu ilaç Alım Protokolünün yürürlüğe girdiği 2005 yılından önceki yılda, 2004 yılında eczaneler kanalıyla satılan ilaçların imalatçı/ithalatçı fiyatı üzerinden toplam tutarı 6 milyar YTL (6 milyar katrilyon lira) idi. (bu rakama depocu ve eczacı kârları dahil değildir). 2008 yılında ise eczaneler kanalıyla satılan ilaçların imalatçı/ithalatçı fiyatı üzerinden toplam tutarı 13 milyar YTL'ye (13 milyar katrilyon liraya) sıçradı. Hastane ilaç harcamaları buna dahil değildir.


SSK'nın tasfiye öncesindeki yılda, yani 2004 yılında toplam sağlık harcaması 6.6 milyar YTL iken 2008'de 18.5 milyar YTL'ye, SSK ilaç harcaması da 2004 yılında 2.7 milyar YTL iken dünyanın en avantajlı ilaç alım modelinin gümüş tepsi içinde ulus ötesi ilaç tekellerine sunulmasından sonra 2008 yılında 8 milyar YTL'ye sıçradı. SSK'lıların hastane ilaç harcamaları bu rakama dahil değildir.


Kamu İlaç Alım Protokolünün ardından eczaneler kanalıyla yapılan satışlar 2 kattan fazla artarken 28 bin eczacının kriz sarmalına dolanması oldukça düşündürücü. Artan cirolara rağmen geri ödemelerdeki aksamalar, kâr oranlarındaki düşmeler ve vergi yükleri nedeniyle küçük orta ölçekli eczaneler batma noktasına geldiler. Tıp Kurumu'nun 2004-2005 yıllarındaki rapor ve açıklamalarında belirtildiği gibi eczacılarımız Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan oluyor.


Artan sağık ve ilaç harcamaları sürdürülebilir nitelikte değil. Türk Eczacıları Birliği protokolü 1 Şubattan itibaren feshedeceklerini açıklıyor. Böylece yurttaşlar ilaç harcamalarını cepten ödeme riskiyle karşı karşıya geliyor.


Sağlık ve ilaç harcamalarımız başdöndürücü biçimde artarken bu harcamalarda başat rol oynayan ilaç, tıbbi malzeme ve tıbbi teknoloji alanında dışa bağımlılığımız alabildiğine derinleşiyor. Çoğu jenerik olmak üzere yaşanan evlilikler ve satın almalarla 20 ilaç şirketimizden 14'ü yabancı ilaç şirketleri tarafından yutuluyor. İlaç ithalatımız 2008 yılında 4.5 milyar doları geçiyor, ihracatımızın ithalatı karşılama oranıysa yalnızca % 10. Böylece ulus ötesi şirketler ulusal ilaç pazarının % 70'inden fazlasını denetimleri altına alıyor. İlaç ve medikal ürün ithalatımızdaki hızlı artış eğilimi dış ticaret açığımız ve cari açığımızda başat bir rol oynuyor.


Sağlık alanında da kıstırıldığımız bu küresel kıskaçtan kurtulmanın yolu Türkiye'nin Türkiye'den yönetileceği ulusal bir rotanın belirlenmesi ve yaşama geçirilmesidir.
 
Dr. Mehmet Altınok
Tıp Kurumu Başkanı
 
Dr. Ali Rıza Üçer
Tıp Kurumu Genel Sekreteri
 
0 532 797 51 75