Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Bir Cumhuriyet Aydını: Necip Hablemitoğlu

Cumhuriyetimizin temel değerlerinin ve Kemalizmin yılmaz savunucusu Dr. Necip Hablemitoğlu'na bir yıl önce sıkılan kurşunlar ulusal bütünlüğümüze, esenliğimize, dirliğimize yöneltilmişti. Necip Hablemitoğlu, savunduğu ilkeleri yaşamı pahasına savunmuştu, bunu bilerek vermişti mücadelesini. Yorulmak, vazgeçmek, tükenmek, yılmak yoktu onda. Hablemitoğlu uzun soluklu koşusunda savaşım verdiği odaklara karşı sürekli direnerek, çatışarak gerçeğin üzerindeki karanlık örtüyü kaldırdı ve toplumu aydınlattı.

Onu kamuoyuna tanıtan eseri Otopsi yayınlarından çıkan Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası olmuştu. Ulusal bilinci şövenizm kavramıyla karıştırma kolaycılığına kapılan kimi yazar ve sözde aydın bu kitabı "garip ve karanlık bir kitap olarak niteledi, entrikacıların bu kitaba sarılmaya çalıştığını" savundu, kimileri ölçüyü öylesine kaçırdı ki yazarı ve yayıncıyı "Mitoğulları", "beşinci kol faaliyeti içindekiler" diye karalama kampanyası başlattı. Gerek Necip Hablemitoğlu gerekse yayınevinin sahibi Cengiz Özakıncı bu kitap nedeniyle ağır bir saldırının hedefi oldu. Karanlık kimi odaklarca tehdit edildiler. Yüz milyarlarca liralık tazminat davalarıyla boğuşarak bunaltıldılar. Necip Hablemitoğlu, başka bir nedenle kaybettiği bir tazminat davası sonrasında şirin kızları Kanije ve Uyvar'ın kumbaralarını getirerek "babacım üzülme kumbaramızdaki paralarımızı sana veriyoruz"dediğini anlatmıştı, duygulanmıştım.

Alman Vakıfları ve Bergama Dosyasında bir hekim olarak en çok ilgimi çeken bölüm Bergama Ovacık Altın Madenindeki siyanürlü altın üretimi ile ilgili olarak taban tabana zıt olan TÜBİTAK ve TTB (Türk Tabipleri Birliği) tarafından hazırlanan iki raporun değerlendirmesiydi. Kitapta yer alan "Siyanürlü Liç Yöntemi kullanılarak Yapılan Altın Madenciliği Konusunda Hazırlanan TÜBİTAK ve Türk Tabipleri Birliği Raporlarının Toksikoloji Yönünden İncelenmesi" başlıklı ve Haziran 2001 tarihli kapsamlı değerlendirme raporu Profesör Dr. Ali Esat Karakaya tarafından yazılmıştı. Ali Esat Karakaya Türk Toksikoloji Derneği Başkanı olmasının yanı sıra Dünya Toksikoloji Birliği Yönetim Kurulu Üyesiydi. Ülkemizin yüz akı bilim insanlarından biri olan Karakaya 2004-2007 döneminde Dünya Toksikoloji Birliği'nin Başkanlığına seçilmişti. Kırktan fazla ülkeden toksikoloji dernekleri ve federasyonlarını çatısı altında toplayan böylesi önemli bir örgütün başkanlığına bir Türk bilim adamının seçilmesi hepimiz için büyük onurdu. Aralarında Profesör Dr. Aykut Barka'nın da olduğu ülkemizin yüz akı bilim insanlarınca hazırlanan TÜBİTAK Raporunu da Ali Esat Karakaya'nın değerlendirme raporu gibi güdümlü olma kolaycılığıyla karaladı kimi yazar ve sözde aydın. TÜBİTAK raporuna "sivil alternatif" olduğu savıyla öne çıkarılan, ancak bilimsel dayanaktan yoksun olan TTB raporunuysa toksikoloji alanında hiçbir çalışması olmayan iki hekim hazırlamıştı. Hekim örgütünün bilimsel, etik sorumluluğu ve saygınlığı hiçe sayılmıştı bu önyargılı raporda. Aynı yıl bu raporu hazırlayan TTB temsilcisinin, üniversitesindeki konuk bir yabancı öğretim görevliyle birlikte Lancet dergisinde yüz kızartıcı bir mektubu yayımlandı. Bu kişiler Lancet editörüne yazdıkları mektupta Türkiye'de hekimlere ve hekim örgütlerine ağır baskı ve işkence yapıldığı savıyla ABD'den, NATO'dan ve AB ülkelerinden Türkiye Cumhuriyeti Devletine silah ambargosu yapmaları için çağrıda bulunmuştu yüzleri kızarmadan. Bir yanda Necip Hablemitoğlu gibi yurtsever, inançlı, yürekli Cumhuriyet aydınları, öbür yanda postmodern, neoliberal, küresel işbirlikçi ve ulusuna yabancılaşmış kimi akademia ve sivil toplum misyonerleri. Ulusal güçlerle işbirlikçiler arasındaki çatışmanın ne kadar derinleştiği Alman Vakıfları ve Bergama Dosyasının art arda tartışıldığı Ceviz Kabuğu programlarında açıkça gözler önüne serilmişti.

Necip Hablemitoğlu'nun son çalışması "Köstebek: Fettullahçı İstihbaratçılar Dosyası" idi. Hablemitoğlu, bu çalışmasında ılımlı İslam görüntüsü altında yabancı çıkar çevreleriyle işbirliği yaparak rejimi değiştirmek isteyen bir anlayış ve kadrolaşmayı somut delilleriyle ortaya koyuyordu. Otopsi yayınevi uğradığı ağır baskı, tehdit ve tazminat kampanyası nedeniyle daha büyük bir saldırıya maruz kalma potansiyeli olan bu kitabı basamadı. Necip Hablemitoğlu çalışmasını başka bir yayınevinde de bastıramadı ve kitabını göremeden aramızdan ayrıldı. Son görüşmemizde bu kitabı bastıracak yer bulamaması nedeniyle kırgınlığına ve mutsuzluğuna tanık olmuştum. Bu kitabı ölümünün ardından Toplumsal Dönüşüm Yayınları tarafından basıldı. Necip Hablemitoğlu'nun Köstebek'in önsözündeki şu sözleri geçmişten geleceğe ışık tutuyor;

"Yıl 1925. Büyük Atatürk genç Cumhuriyetin yurttaşlarına ve dış ülkelere şu tarihi mesajı veriyordu. Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz"...

Yıl 2002. Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olma yolunda, devrimlerden dönüş sürecinin sancılarını yaşıyor. Geçtiğimiz yüzyılın başında İngiliz işbirlikçisi Derviş Vahdeti, Sait Molla, Dürrizade Abdullah, İskilipli Atıf gibi mürtecilerin tasfiyesi üzerine Cumhuriyet kurulmuştu. Bugün, küreselleştiği iddia olunan dünyada, gerçek anlamda küreselleşen Türkiye vatandaşı mürteciler, İngiltere'nin yanı sıra ABD, Almanya, Libya Suudi Arabistan gibi ülkelerden yönetilmeye, yönlendirilmeye devam ediyorlar. Yalnız bir farkla ki, ABD'den gelen kimi müritler, Türkiye'de milletvekili seçilip" türban krizi" yarattıktan sonra tekrar anavatanlarına geri dönerken, kimi dervişler de milletvekili olmadıkları halde dışarıdan bakan olarak girebiliyor, yabancı taleplerin takipçiliğini yapabiliyor. Ve bu araştırma konusu olan yasadışı hocaefendi sanını (!) kullanmayı yeğleyen kimi şeyhler de, sanki gizli bir mübadele protokolü varmış gibi, kendi ülkesinden yeni vatan ABD'ne rahatlıkla hicret edebiliyor..."

Necip Hablemitoğlu, mücadelesinde hep gülümsemiştir bizlere, duygu yüküyle, içten, inançlı ve kararlı olmuştur. Cumhuriyetimizin rotasını saptırmaya çalışan karanlık güçlere karşı yalnız şövalye gibidir, zaman zaman da yalnızlığını aşarak daha güçlü etkiler yaratmıştır.

İçerden ve dışardan küresel işbirliği ittifakının ulusal güçleri bunalttığı bir dönemde hedef olmuştur Necip Hablemitoğlu. AB kapısında tek taraflı bağlandığımız, içeri alınmayarak sürekli oyalandığımız, Kıbrıs, Ege, Ermeni Soykırım iddialarıyla Doğu Anadolu'dan toprak talepleri, başta Güneydoğu bölgesi olmak üzere Türk ulusunu etnik kökenlere göre bölme ve parçalama girişimleri, Fener Rum Patrikhanesinin evrensel bir nitelik kazanması yani Vatikan örneği bir devlet olması gibi ulusal çıkarlarımızı yakından ilgilendiren konularda art arda ödün vermeye zorlandığımız bir süreçtir bu. Necip Hablemitoğlu'na yöneltilen bu saldırının asıl amacı ulusal güçlerin moral ve direniş gücünü kırmak, teslimiyete zorlamaktır.

Huzur içinde uyu sevgili dostumuz Necip Hablemitoğlu. Karanlığa karşı verdiğin onurlu mücadelede er yada geç aydınlıkla buluşacak bu güzel ülkenin insanları. Onlar ahde vefayı iyi bildiklerinden Kubilay'ı, Muammer Aksoy'u , Uğur Mumcu'yu, Bahriye Üçok'u, Ahmet Taner Kışlalı'yı, Necip Hablemitoğlu'nu ve "Kemal'in öğretmeni" nice devrim şehidini yüreklerinde yaşatacak. Bu savaşımı inançla sürdürecek, Cumhuriyetimizin temel değerlerine ve ulusal bütünlüğümüze aynı kararlılıkla sahip çıkacak.