Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Leyla Tavşanoğlu ile Pazar Söyleşisi, 6 Şubat 2005

'Reform insan haklarına aykırı'

Tıp Kurumu'nun Genel Sekreteri Dr.Ali Rıza'le Sosyal Güvenlik Reformu'nu konuştuk. Dr. Uçer 'küresel bir planın yeni versiyonu' dediği reformun toplumun gereksinimleriyle örtüşmediğini söyledi

SÖYLEŞİ LEYLA TAVŞANOĞLU

Bir sosyal güvenlik reformu çalışmasından söz ediliyor. Taslak belli. İyi niyetle yaklaşmaya çalışıyorsunuz, ama olmuyor. Gördükleriniz gözlerinizi fal taşı gibi yerinden uğratacak cinsten. Reform olarak sunulan aslında sosyal güvenlik ve sağlık sisteminin tamamıyla yok edilmesi ve özelleştirilmesi üzerine kurulu görünüyor. Hükümet bunun kadınlar için çok daha avantajlı ve eşitlikçi bir sistem getireceğini savunuyor. Oysa ne gariptir ki dul ve yetimlerin aylıklarının kesilmesi öngörülüyor. SSK hastaneleri Sağlık Bakanlığı'na devrediliyor. Sağlık hizmetleri alanlardan yüzde 50'ye varan katkı payları kesilmesi gündemde. Aile hekimliği sistemiyle ülke çapındaki sağlık ocakları ve sağlık kuruluşları yok ediliyor. Bütün bunların neresi reform, sorusuna yanıt arayarak ulusal sağlık politikalarının oluşturulması ve geliştirilmesi amacıyla kurulan Tıp Kurumu'nun Genel Sekreteri Dr. Ali Rıza Üçer bu haftaki konuğum oluyor.

Küresel bir plan

- Ortada bir sosyal güvenlik reformu çalışması var. Bunun ciddi açmazları olduğu söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ÜÇER- Evet. Bu reformun siyasi ve ekonomik açmazları var. Sosyal güvenlik ve sağlık tıpkı eğitim, çalışma hakkı gibi bir sosyal devlet kavramı. Bu haklar devlet güvencesinde doğuştan kazanılmıştır. Bunlar eşitlik ve hakkaniyet temelinde kullanılması gereken haklardır. 1980'lerin başından günümüze kadar bütün hükümetler, özellikle de ABD, AB IMF, Dünya Bankası gibi küresel güç odaklarının dayattıkları ''reform'' süreçleriyle neo-liberal eksenli politikaları uygulamaya çalıştılar. Kısmen başardılar, kısmen adım attılar. Bu küresel etkileşimli politikalar ulusal politikalar ve stratejileri göz ardı ediyorlar. Bunun da son halkası AKP hükümeti. Aslında AKP hükümetinin getirdiği sosyal güvenlik reformu ve genel sağlık sigortası gibi sağlıkta dönüşüm projesi kendilerinin icat ettiği bir şey değil.

- Yani dışardan ithal ürün mü?

ÜÇER - Bu, küresel bir planın yeni bir versiyonu. Burada büyük bir değişiklik yok. Bunun temel referansları neo-liberalizm. Bu nedenle de sağlık ve sosyal güvenlik hakkına yaklaşımları biraz önce tanımladığım evrensel ilkelere tümüyle aykırı. Yeni liberal tezler sosyal devletin eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerini yadsıyor. Bunun yerine eşitsizlikçi ve rekabete, yani yarışmaya dayalı bir eleme, seleksiyon yöntemini benimsiyor.

Yoksulluk artıyor

- Bir anlamda doğanın yasalarını sosyal yasalara ve ekonomiye mi uyarlıyor, bir çeşit doğal eleme (selection naturel) mi yapmayı amaçlıyor?

ÜÇER - Evet. Buna bir tür ekonomik ve sosyal Darwinizm diyebiliriz. Güçlü olan kalsın, güçsüz olan elensin, mantığı... Bu modelde katıldığınız ölçüde piyasaya sahip oluyorsunuz. Katılmadığınız ölçüde de dışlanıyorsunuz ve yok oluyorsunuz. Bu da çoğunluk açısından, demin tanımladığımız sosyal devlet ilkelerinden mahrum kalmak anlamına geliyor. Ekonomik olarak sosyal güvenlik ve sağlık reformunun açmazlarına geldiğimiz zaman krizler sonrasında bir büyüme sürecine girdiğimiz iddia ediliyor, çok pembe bir tablo çiziliyor. Ama öyle değil.

- Ama hükümet, ekonomi yetkilileri rakamlarla işlerin ne kadar iyiye gittiğini söylemiyorlar mı?

ÜÇER - Evet, ama bu istihdam yaratan bir büyüme değil. İşsizlik artıyor. Gelir dağılımı daha da bozuluyor. Yoksulluk artıyor. Gerçek ücretler geriliyor. Sanayi olabildiğince az iş gücü kullanıyor. Ve, hepsinden önemlisi kayıt dışı yaygınlaşıyor. Yaklaşık 6 milyon kayıt dışı çalışandan söz ediliyor. İstihdamın yüzde 50'sine yakınının kayıt dışı olduğu vurgulanıyor. Bir de Türkiye'deki vergi sistemi dünyanın en adaletsiz vergi sistemlerinden birisi. Vergilerin yüzde 75'i dolaylı vergiler. Bunlar hep yoksulların sırtına yükleniyor. Bu koşullar altında bir sosyal güvenlik reformu ve sağlık ''reformu'' yapacaklarını iddia ediyorlar.

Toplumunla örtüşmüyor

- İyi de koşullar böyleyken bu ''reformlar'' nasıl hayata geçecek? Nasıl inandırıcı olacaklar?

ÜÇER - Bir kere görünen bu tablo hiç de inandırıcı değil. Bu sosyo-ekonomik iklimde sunulan reformlar toplumun gereksinimleriyle örtüşemez; örtüşmüyor zaten. Ulus ötesi şirketlerin çıkarlarının kollanması ile yürüyen siyasi ve ekonomik bir yapıda reformlar halkın gereksinimlerini ne ölçüde karşılayabilir? Sosyal güvenlik hizmetlerinin tek çatı altında toplanması da haklı gerekçeler gibi görünüyor. Ancak, 1961'den beri yürürlükte olan 224 sayılı sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesiyle ilgili yasa var. Bu yasayı, neredeyse yarım yüzyıldır gelmiş geçmiş hükümetler ve şu anki hükümet görmezden geldi; yürürlükte olduğu halde uygulamadı. Sonra da, ''Ben bunları yapacağım,'' diyor.

Burada da bir tutarsızlık var. Neo-liberal stratejiler doğru ilkeleri savunur gibi görünüp o ilkeleri azınlık çıkarlarından yana uyguluyor. İşsiz bıraktığınız, ücretlerini arttırmadığınız milyonlara reform yaparak eşit ve hakkaniyetli hizmet sunacağınızı iddia ediyorsunuz. ''Prim ödemeyenlerin primini devlet ödeyecek,'' diyorsunuz. Reform sürecinde sağlık ve sosyal güvenlik harcamalarının baş döndürücü biçimde artması kaçınılmazdır. Bir yandan küresel güç odaklarının dayatmalarıyla kamu harcamalarını kısacaksınız, bir yandan da artan biçimde buraya kaynak aktaracaksınız. Bu, çözümsüz bir denklemdir.

- Peki, bu denklem tabir ettiğiniz oluşum Türkiye'yi nereye götürür?

ÜÇER - Bunun bizi getireceği yer yurttaşların cepten ödemeyle hizmet satın alabilmeleri ya da sunulan hizmetin giderek küçültülmesidir. Sosyal devletin, özgür yurttaşların temel hakları yerine piyasa düzeninde metalaştırılan ve gücü oranında elde edilen hizmetler olacaktır. O hizmetleri satın alamayacak yoksul çoğunluk ianeci, yardım dağıtan bir düzende iftar çadırlarını dolduracak, yardım kuyruklarında birbirini itecektir. Böylesi bir bağımlılık ilişkisinde ne sosyal güvenlikten ne de sosyal devletten söz edilebilir.

Yurttaş yerine kul mantığı

- İftar çadırları, dediniz. Peki, kimin parasıyla bu iftarlar hazırlanıyor? Kamunun parasıyla değil mi? Hiç kimse bunu düşünmüyor mu?

ÜÇER - Bunlar yerel yönetimlere aktarılan katrilyonlarca liradan çıkıyor. Tabii işin içinde başka kaynaklar da var. Ama sonuçta bu, yoksullaştırıcı, bağımlılaştırıcı, kullaştırıcı, ianeci bir düzen. Özgür yurttaş yerine kul haline geliyorsunuz. Sosyal devletin, özgür yurttaşların temel hakları yerine piyasa düzeninde metalaştırılan ve gücü oranında elde edilen hizmetlerden söz ediyorduk. Sosyal güvenlik kurumlarının bütçede kara delikler oluşturduğu argümanını kullanıyorlar. ''Bu nedenle de reform şart,'' deniyor. 2004 yılında bütçede 60 katrilyonluk bir faiz gideri var. Sosyal güvenlik gideri ise 23 katrilyon lira. Faiz gideri kara delik olarak tanımlanmıyor da sosyal güvenlik gideri kara delik oluyor. Yatırım harcaması ise 7 katrilyon lira.

İngiltere örneği

- Peki, sosyal güvenlik sistemi çalışmalarıyla ilgili yurtdışından örnekler verebilir misiniz?

ÜÇER - Bakın, İngiltere'de bireysel emeklilik sistemi çökmüş durumda. 1980'lerin başında İngiltere'de aynen Türkiye'de uygulanan neo-liberal eksenli politikalar gereği sosyal güvenliğin bütçede kara delik olduğu propagandasıyla çalışanlar devletin emeklilik sisteminden özel emekliliğe ve bireysel emeklilik sigortasına kaymaya teşvik edildiler. Bu teşvikler 9 milyar sterline ulaştı. Ancak 20 yıllık uygulama sonunda özel emeklilik fonları iflas etti. Onbinlerce çalışan emeklilik haklarını kısmen ya da tümüyle yitirdi. 2004'te 500 bin kişi bireysel emeklilik sistemini terk ederek devletin emeklilik sistemine geri döndü. 2005'te de 250 bin kişinin daha geri dönmesi bekleniyor. Son 10 yılda 2 milyona yakın poliçe sahibi sigorta şirketlerine kendilerine verilen sözlerin gerçekleşmemesi ve yanıltılmaları nedeniyle 12 milyar sterlin tazminat aldı.

- SSK gerçekten kara delik midir?

ÜÇER - Bu soruya SSK'nın kendi verilerini kullanarak cevap vermeye çalışayım. 1995 ile 2003 yılları arasında kurumun dışardan satın aldığı hizmetlerin toplam içindeki payı yüzde 22.5 ile yüzde 32.5 arasında. Kurumun kendi sağlık giderleriyse yüzde 67.5 ile yüzde 77 arasında. Yani kurum aslında hizmetlerin büyük bir kısmını kendisi üretiyor. Hedef tahtasına koyduğumuz o SSK'nin performansı bu. Kurumun 2003'te sağlık tesisleri gideri 3.5 katrilyon lira, dışardan alınan hizmet 1.5 katrilyon lira. SSK'nin sağlık kuruluşlarında, tüm olanaksızlıklara rağmen 2003 yılında 65 milyon muayene, 1.5 milyon hasta yatışı, 78 milyon laboratuvar tetkiki, 47 milyon ayakta reçete, 600 bin ameliyat, 212 bin doğum gerçekleştirilmiş. Bütün bu hizmetleri de 6,300'ü uzman olmak üzere 10 bin hekimle vermiş. Yani bu, Türkiye'deki hekimlerin yüzde 10'u anlamına geliyor. SSK hastanelerinde Türkiye'deki hemşirelerin yüzde 10'u hizmet veriyor. Ayrıca da ilaç hizmetlerini de 1235 eczacı ya da Türkiye'deki eczacıların yüzde 4'üyle veriyor. Bu da çok önemli. Dolayısıyla da oluşan o hasta kuyrukları tabii ki kaçınılmazdır.

SSK'yi çökertme operasyonu

- Uzun sözün kısası ve açık deyişiyle bu SSK'yi çökertme operasyonu mu?

ÜÇER - Bu, tam anlamıyla SSK'yi çökertme operasyonudur. Bunun da gerekçeleri vardır.

Bu verilen rakamlarla nasıl bir hizmet beklenebilir? Bu kuyruklar, hastaların çektikleri onca çile elbette kaçınılmaz. Bakın, buradaki açmaz şu: 35 milyon SSK sigortalı gerçekten acı çekiyor ve şu anda AKP hükümetinin SSK hastanelerinin devrini destekliyor olabilirler.

Ama bunun karşılığında geri dönülemeyecek biçimde kaybedecekleri sağlık haklarıdır; sosyal güvenlik haklarıdır. Bu kişiler şu anda bunu göremiyor olabilirler.

- Bu yaklaşımlar insanın sağlık hakkına, insan haklarına aykırı değil mi?

ÜÇER - Aykırı. Çünkü bir insanın tedavi olma hakkı gibi, olmama hakkı da vardır.

Burada tamamıyla dayatma var. Bu çok uygulanabilir olmamakla birlikte bize bakış açısının ne olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Taslakta bir başka dikkat çekici nokta da hastanın ilk başvuru hekiminin aile hekimi olacağı. Buna bağlı olarak bir aile hekimi yasası da çıkardılar. Böylece sağlık ocaklarında görevli on binlerce pratisyen hekim, 6 bin sağlık ocağı, 12 bin sağlık evi sistem dışına atılıyor; elli yıllık bir birikim tarih oluyor. Bir anlamda bir milli servet yok ediliyor. Aile hekimleri, hem sözleşmeli, hem de memur statüsünde olacaklar. Bu da anayasaya aykırı. Bir de evli olmayan yetimlerin ve dulların sağlık karneleri ellerinden alınacak. Bunu da AB standartları diye geçiriyorlar. Burada güya kadına da erkeklerle eşitlik getiriyorlar.

- Kadınların elinden müktesep haklarının alınması mı eşitlik getirmek? Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bu taslakla kadınlara daha fazla haklar tanınacağı görüşünde... Bu doğru mu?

ÜÇER - Bakanlık, kadınlara üretim ve yeni iş olanakları yaratılacağını söylüyor, ama onların elinden çok somut bir şey alırken karşılığında sadece vaatlerde bulunuyor. Kadınlar böylece sosyal güvenlik ve sağlık haklarını kaybediyorlar.

 

AKP'nin sağlık sistemi hızlı tren kazasına benziyor

- Peki, SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devri Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. Şimdi nasıl bir süreç yaşanacak?

ÜÇER - Sosyal tarafların, yani işçi, işveren, emekli, tümünün karşı çıktığı ve SSK yönetim kurulunun dışlandığı bir uygulama bu. 30 Aralık günü Sağlık Bakanlığı bir genelge yayımlayarak SSK'ye ait bütün taşınmazları devraldığını açıkladı. Öte yandan SSK Yönetim Kurulu'nun bundan haberi bile yoktu. 4958 sayılı SSK Yasası'na göre SSK taşınmazları üzerindeki tasarruf hakkı SSK Yönetim Kurulu'na aittir. Bakın, bir yandan AB normlarından söz ediliyor, öte yandan sosyal tarafların tümünün itiraz ettiği sözüm ona bir reform zorla kabul ettirilmeye çalışılıyor. Üzerinde uzlaşma olmayan bir reformun başarılı olması da mümkün değil.

Kamu Yönetimi Temel Kanunu'yla birlikte devredilen SSK Hastaneleri ve birinci basamak kuruluşları ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastaneler ve birinci basamak kuruluşlar yerel yönetimlere devredilecektir. Bununla birlikte, Aile Hekimliği Yasası, bireysel sigortacılığın önünü açacak yasal düzenlemeler, sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilerek Genel Sağlık Sigortası'na geçişle tamamlanması hedeflenen IMF, Dünya Bankası gibi dış sermaye odaklarınca belirlenen rotaya uygun biçimde sağlık ve sosyal güvenlik reformu açmazlarından birisi de sosyal güvenlik ve sağlık kapsamındaki nüfustaki boşluklardır. Eldeki kumaştan genel sağlık sigortası elbisesini dikmek olanaksızdır. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da kaçınılmazdır.

- Ama Başbakan Erdoğan ve Sağlık Bakanı Akdağ bu yeni düzenlemelerle kaynakların daha etkili ve verimli kullanılacağını söylüyorlar...

20 milyon insan sistem dışı

ÜÇER - Rakamlara baktığımızda bunların doğru olmadığını görüyoruz. 2004 yılında nüfusumuz 72 milyona yakın görünüyor. Ama o yıl yeşil kartlı nüfus 13.5 milyon. Bağ-Kur kapsamında 16 milyon yurttaş var. Ama bunların yaklaşık 6 milyonu prim ödemesini yapamadıkları için sağlık karneleri iptal edilmiştir. Yani, 20 milyona yakın insanın, Genel Sağlık Sigortası açısından baktığımız zaman kapsam dışı olduğunu görüyoruz. Bir de SSK'nin özellikle özel sektörden ve yerel yönetimlerden alacağı olan 6 katrilyon liralık prim borcu bulunuyor. Yeni sistemde prim ödenmediği zaman sağlık sistemi dışında kalıyorsunuz. Böylece belki de toplumun yarısı sağlık sistemi kapsamı dışında kalacak.

- Yürümeyecek bir sistem neden dayatılıyor?

ÜÇER - Bu, orta ve uzun erimde çökecek bir sistem. Bunu bir tür hızlı tren kazasına benzetebilirsiniz.

- Ya SSK hastanelerinin devrinin sistemin tek elde toplanması amacını güttüğü açıklamaları sizce ne anlam ifade ediyor?

ÜÇER - Önce mantıklı gibi görünüyor. SSK'nin bu kadar kıt olanaklarla neler ürettiğini görmüştük. Derken böyle bir gerekçeyle reform yapılıyor. Hemen arkasından Kamu Yönetimi Temel Kanunu'nu getirerek Sağlık Bakanlığı hastanelerinin yerel yönetimlere devri amaçlanıyor.

Zaten yerel yönetimler bu hastaneleri bir süre sonra özel sektöre devredecekler. Bir yandan, ''Ben hizmeti tek elde toplayacağım,'' diyorsunuz, bir yandan da bu yasayla sağlık hizmetlerini yine bölüyorsunuz. Gördüğünüz gibi gerekçeler çok tutarsız. Özetle, bu maceranın sonu sağlık hizmetlerinin gücü olan tarafından alınabileceği, gücü olmayanın ise sağlık ve sosyal güvenlik hakkını yitireceği karanlık bir tablo.

- SSK'nin oluşturduğu kara delikler nasıl giderilecek?

ÜÇER - Bakın, az önce de söylediğim gibi bütçeden SSK'ye aktarılan paranın iki, üç katı faiz ödemelerine giderken hiç kara delik değil, ama sosyal güvenliğe gelince, ''Burada kara delik var,'' deniyor.

Şimdi, neden o kara delik kapatılma yoluna gidilmiyor da sosyal güvenlik bütünüyle yok edilmeye çalışılıyor? İkincisi de o kara delikte hedef tahtasına oturtulan SSK. Ama, baktığımız zaman sorun SSK'de değil. Yani sosyal güvenlik için bütçeden 15 milyar dolar para aktarılıyor, ama bunun 10.5 milyar doları Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'na gidiyor. Bunların kapsamı da SSK'nin kapsamının yarısı.

Aslında SSK'deki sorun çok küçük. Ama SSK'yi Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'na dönüştürmeye çalışıyorlar. Yani hizmet finansmanıyla hizmet sunumunu ayıralım, diyorlar. Özetle sorunun kendisini çözüm olarak getiriyorlar.

 

 

Dr. Ali Rıza AKP'nin hazırladığı sosyal güvenlik reformuyla 20 milyon insanın sistem dışında kalacağını söyledi. "Bu sistem orta ve uzun erimde çökecek" dedi. ( Fotoğraflar: KORAY AVCI) PORTRE Dr. ALİ RIZA ÜÇER

1962, Denizli doğumlu. Yüksek-öğrenimini AÜ Tıp Fakültesi'nde yaptı. Sağlık Bakanlığı Ankara Onkoloji Hastanesi Radyasyon Onkolojisi'nde uzmanlık eğitimi yaparak radyasyon onkolojisi uzmanı oldu. Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü'nde (TODAİE) kamu yönetimi uzmanlığını yaptı. 1994-98 arası Ankara Tabip Odası Sağlık Hizmetleri'nin Denetimi Komisyonu Başkanı oldu. Bu dönem komisyon sağlık alanında büyük çaplı yolsuzlukları ortaya çıkardı ve bunlar kamuoyuna açıklandı. Yaklaşık 30 bin tıbbi malzemenin sarf niteliklerine ve kullanım alanlarına göre sınıflandırılması yapılarak sosyal güvenlik kurumlarımızın tıbbi sarf malzemelerinde güvenilir bir veri tabanı oluşturması sağlandı. Ulusal sağlık politika ve stratejilerinin oluşturulması ve geliştirilmesi amacıyla kurulan Tıp Kurumu'nun kurucu üyesi ve Genel Sekreteri.