Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Saadet Zinciri Kırılıyor

TBMM Genel Kurulu’nda, 26 Aralık 2005 günü, iktidar partisinin oylarıyla 2006 Bütçe Kanunu’na eklenen bir madde ile kamu sağlık kurumlarının SSK, Bağ-Kur ve Yeşil Kartlı hastalara verdikleri hizmetlerin karşılığı olan 3,5 katrilyon TL.(3.5 Milyar YTL) tutarındaki alacakları silindi. 

Söz konusu 31/c maddesi şu hükümleri içeriyor: 

“Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ve Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile 18/6/1992 tarihli ve 3816 sayılı Kanun kapsamında bulunanlar (Yeşil Kart) için Sağlık Bakanlığına bağlı tüm sağlık kurum ve kuruluşlarından 31/12/2005 tarihine kadar alınan tedavi hizmetlerinden bedeli ödenmemiş olanların tamamı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla terkin edilmiştir (silinmiştir). Bu konuyla ilgili gerekli düzenleyici işlemleri yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir.”  

Saadet Zinciri Neden Koptu? 

IMF heyetinin son Türkiye ziyaretinde çığ gibi büyüyerek bütçe disiplinini bozan sağlık harcamalarına dikkat çekmesi ve bu harcamaların frenlenmesi için direktif vermesinin ardından AKP Hükümeti, Bütçe Kanununa son anda eklediği bir maddeyle  sosyal güvenlik kurumlarının Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelere ve birinci basamak sağlık kuruluşlarına olan borçlarını silmek zorunda kaldı. Geri ödeme kurumlarının borçlarının bir anda silinmesiyle alacaklı konumdaki Sağlık Bakanlığı'na bağlı yüzlerce hastane ve binlerce birinci basamak sağlık kuruluşu finansal bir krize sürüklenmiş oldu. Sosyal güvenlik kurumlarından üniversite hastaneleri ve özel sağlık kuruluşlarının alacakları ile Sağlık Bakanlığı’na bağlı sağlık kuruluşları alacakları arasında ayrımcılık yapan böylesi çifte standartlı bir uygulamanın yalnızca Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneleri ve birinci basamak sağlık kuruluşlarınu risk altına sokması dikkat çekiciydi.  

Olan bitenlere şaşırmamak gerekiyor aslında. Zira AKP Hükümetinin "Sağlıkta Dönüşüm Programı"nın büyük ölçüde dışa bağımlı olunan sağlık harcamalarında patlamaya yol açacağını uzunca bir süredir dile getirmekten yorulmuştuk. Bu küresel saadet zincirinin kopması kaçınılmaz bir sonuçtu, şimdi devrilen arabaya "hastaneler pamuksuz, enjektörsüz kalacak" diye üzüntülerini dile getiren hekim örgütü ve sağlık işkolu sendika yöneticilerine daha önceleri neredeydiniz? dememiz gerekiyor. İnanması güç ama hızını alamayan kimi hekim örgütü temsilcileri  kapalı kapılar ardında "kasap et derdinde koyun can derdinde" deyişini doğrularcasına sosyal güvenlik ve sağlık hakkını piyasaya feda eden “Sosyal Güvenlik Reformu Taslağı” ile ilgili müzakerelerde özellikle hekimlerin döner sermayeden aldıkları tatlı paraların emekliliklerine de yansıması için gülünç pazarlıklara girişmişlerdi.  

Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olunacağını bıkmadan usanmadan tekrarlayan Tıp Kurumu'nun saptamalarının bir kez daha doğru çıkması ne kadar hüzün verici. 

Döner Sermaye Uygulaması Harcamaları ve Eşitsizlikleri Artırıyor! 

Sağlık Bakanlığınca 1 Ocak 2004’den itibaren yürürlüğe giren “Döner Sermaye Performans Uygulaması” zaten artmakta olan döner sermaye harcamalarının katlanarak artmasına yol açtı.

Sağlık Bakanlığı yöneticilerinin tercihi döner sermaye yoluyla tıbbi hizmeti parayla ödüllendirmekti. Oysa ki döner sermaye uygulaması sağlık çalışanlarının emeklerinin karşılığı olan kalıcı ve gerçek nitelikli ücret artışlarının önünü daha da tıkayacaktı. Bu hususta çarpıcı bir örnek sağlık çalışanlarının emekliliklerinde maruz kaldığı yoksullaşma süreciydi.  

Döner sermayeden aslan payını hastane yöneticileri ve hekimler alıyordu. Bu gruplarla diğer sağlık çalışanları arasındaki makas açıldıkça açılıyor, hekimler arasında bile önemli oranlarda farklılıklar dikkat çekiyordu. 

Döner Sermaye Sağlık Hizmeti Sunumunda Talebi Kabartıyor! 

Döner sermaye uygulamasının en önemli sakıncası sağlık hizmetlerinin sunumunda kâr amacının ön plana çıkmasıdır. Hekimlik değerleriyle birlikte kamusal  yararın öncelikle gözetilmesi gereken sağlık hizmetleri serbest piyasanın rekabetçi sarmalında yozlaşmaya açık hale gelmektedir. Hizmet sunan döner sermayeli kuruluşların kârlarını artırmak için sundukları hizmeti kabartmalarını engelleyecek etkin bir denetim mekanizması da yoktur. Ortaya çıkacak zararın faturası başta sosyal güvenlik kurumlarına, diğer resmi kurumlara, vatandaşlarımıza yani hepimize çıkmaktadır.

Önce üniversite hastanelerinde başlatılan ardından Sağlık Bakanlığı hastanelerinde uygulamaya konan ve hızla yaygınlaşan döner sermaye sisteminin ne gibi sonuçlara yol açacağını derinlemesine irdelemek gerekmektedir. Bunun için önce Sağlık Bakanlığı harcamaları mercek altına alınmalıdır.

Döner Sermaye Harcamaları, Bütçe Harcamalarını Geride Bıraktı ! 

Sağlık Bakanlığı harcamalarında, üç temel finansman kaynağı vardır. Genel bütçeden ayrılan pay, döner sermaye gelirleri ve fon gelirleri. Fon gelirleri son yıllarda azaldığı için, genel bütçeden ayrılan payların döner sermaye gelirleriyle karşılaştırılması önem  kazanır. Sağlık Bakanlığı’nın, döner sermaye gelirlerinden yapılan harcamalarının genel bütçeden yapılan harcamalarına oranı,  1989‘da % 10’du. Bu oran, 1995’te % 33’e, 2002’de %55’e, 2003’te % 63’e ve nihayet 2004 yılında da % 92’ye çıkmıştır. 2005 yılında ilk kez döner sermaye harcamaları genel bütçeden yapılan harcamaları geride bırakacaktır.  

ABD doları cinsinden incelendiğinde de, 1988‘de döner  sermaye gelirlerinden yapılan harcama  62 milyon dolar olmasına karşın, 2002 ‘de yaklaşık 18 kat artarak   1.1 milyar dolara, 2003 yılında 25 kat artarak  1,5 milyar dolara ve nihayet 2004 yılında da 47 kat artarak 2,9 milyar dolara  çıkmıştır.  

2003 yılında 2.3 katrilyon lira olan Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşların döner sermaye harcamaları 2004 yılında % 78 bir artışla 4.1 katrilyon liraya çıkmıştır.

Üniversite Hastaneleri Döner Sermaye Harcamaları da Hızla Artıyor!

Üniversite hastanelerinin döner sermaye harcamaları da Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki hızda olmasa da artmaya devam etmektedir. 2002 yılında 1,25 katrilyon lira (830 milyon dolar) olan üniversite hastaneleri döner sermaye harcamaları 2004 yılında 2,15 katrilyon liraya (1,5 milyon dolara) çıkmıştır.

2003 yılında yaklaşık 4 katrilyon lira (2,6 milyon dolar) olan üniversite ve Sağlık Bakanlığı hastaneleri döner sermaye harcamaları toplamı 2004 yılında % 60’a yakın bir artışla 6.25 katrilyon liraya (4.4 milyon dolar) yükselmiştir. Sosyal güvenlik ve sağlık alanında gözü kara biçimde uygulamaya sokulan reformlarla (!) 2005 yılında döner sermaye gelir ve harcamalarındaki artış daha da hızlanacaktır. 

Sosyal güvenlik kurumlarının hızla artan sağlık harcamaları ile döner sermaye gelir ve harcamaları arasında doğrudan bir ilişki vardır. 2003 yılında yaklaşık 5 katrilyon lira olan SSK sağlık harcaması 2004 yılında 6,5 katrilyon lira olmuştur. SSK’nın tasfiyesi ve avantajlı ilaç alım modelinin yok edilmesiyle ile asıl patlama ise 2005 yılında gerçekleşecek, kurumun toplam sağlık harcaması 10 katrilyon liraya yaklaşacaktır.   

2003 yılında 2,5 katrilyon lira olan Emekli Sandığı  sağlık harcaması 2004 yılında 2,8 katrilyon lira olmuştur. 2005 yılında Kurumun sağlık harcaması 3 katrilyon lirayı aşacaktır.  

2003 yılında 3,2 katrilyon lira olan Bağ-Kur sağlık harcaması 2004 yılında 3,7 katrilyon lira olmuştur. Bu kurumun 2005 yılı sağlık harcaması 4 katrilyon liranın üzerine çıkacaktır.  

Böylece üç sosyal güvenlik kurumunun 2005 yılı sağlık harcaması 17 katrilyon lirayı geçecek, hizmet satan üniversite ve Sağlık Bakanlığı hastanelerinin döner sermaye harcamaları ise 10 katrilyon liraya yaklaşacaktır.

Kamusal Hizmet Tasfiye Ediliyor, Sağlık Piyasaya Terk Ediliyor !

Bu gelişmenin doğal sonucu, genel bütçe kaynaklı yatırım yapılmadığı için, piyasa ile eklemlenerek ayakta kalmaya çalışan hastaneler ile birlikte, sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı merkezi, verem savaş dispanseri gibi birinci basamak sağlık birimlerinin de, benzeri bir eklemlenme ile kamusal hizmet alanı dışına çıkarak, özelleşmiş yapılara dönüşmesi olacaktır. Süreç ilerledikçe, ayakta kalabilmeleri piyasa ile eklemlenme düzeylerine bağlanan kamu sağlık kuruluşları, özel kaynak oluşturma çabalarını hızlandırırken, bu kuruluşların mülkiyeti el değiştirecektir.  

Bu kuruluşların hizmetlerinden yararlananlar da, koruyucu sağlık hizmetlerinden bile, ancak, bu kuruluşların özel  kaynak oluşturma çabalarına katkıda bulundukları düzeyde ve o düzeyin karşılığı olan nitelikte hizmet alabileceklerdir. Bu yolla, Devlet de bireyin ve toplumun sağlığını koruma ve geliştirme görevinden büyük ölçüde arınmış olacaktır.

Küresel Plan Dışa Bağımlılığı Daha Derinleştiriyor!  

Bu eğilim dışa bağımlı olan tıbbi teknoloji ve ilaç kullanımını artıracak, hizmet pahalılaşacaktır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının bu hizmetleri satın almak için ayırdığı paylar yetersizleştikçe, kişisel sağlık harcamaları artmaya başlayacaktır. Bu kuruluşlar ilk aşamada üst ve orta üst gelir gruplarına, yani piyasa ile eklemlenebildikleri ölçüde daha yüksek gelir elde edilen kişilere daha “çeşitli ve nitelikli”  hizmet sunmaya başlayacak, aynı kuruluşta gerçekleşen bu farklılaşma süreci kuruluşlar arasındaki ayrışma ile tamamlanacaktır.  

Böylece, ABD’de olduğu gibi, piyasa ile eklemlenmiş üst ve orta üst gelir gruplarına hizmet üreten, gelişmiş kuruluşlar ile, piyasa ile eklemlenememiş yoksul çoğunluk için hizmet üreten ya da üretemeyen kuruluşlar ortaya çıkacaktır.   

 Sağlık Hakkı Aşama Aşama Yitiriliyor! 

Bu süreçte, varolan sosyal güvenlik kuruluşları da, ayırdıkları kaynaklarla bu hizmetlerin bedelini ödeyemeyecekleri için, karşıladıkları hizmetleri sınırlamaya başlayacaklardır. Ortaya çıkan fark, önce kişisel harcamalarla karşılanmaya çalışılacak, bu yeterli olmayınca, piyasa ile eklemlenmiş orta ve üst gelir grupları için bireysel sağlık sigortacılığı öne çıkacaktır. Böylece, sağlık kuruluşlarında ortaya çıkan farklılaşma, sosyal güvenlik sistemine de yansıyacaktır.  

Bu süreçte, sosyal güvenlik ve sağlık hizmetlerine en çok gereksinen yoksul çoğunluk, her iki hizmet alanından da gereksinimi ölçüsünde yararlanamazken ve hatta dışlanırken, bu hizmetlere daha az gereksinimi olan zengin azınlık çeşitli ve nitelikli hizmetle buluşacaktır. 

Türkiye Kaybediyor, Ulusötesi Şirketler Kazanıyor! 

Özetle Türkiye kaybedecek, ulus ötesi şirketler kazanacaktır, halkımızın büyük çoğunluğu sağlık hizmetinden yoksun kalırken mutlu azınlık çeşitli ve nitelikli sağlık hizmetleriyle buluşmanın keyfini yaşayacaktır.  

Bu küresel saadet zinciri  ya sürüp gidecek ya da Türkiye’nin Türkiye’den yönetildiği bir çıkış yoluyla kırılacaktır.

Selam ve sevgilerimizle 

Dr. Mehmet Altınok

Tıp Kurumu Başkanı 

Dr. Ali Rıza Üçer

Tıp Kurumu Genel Sekreteri