Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

verem gerçeği

'VEREM' YENİDEN KAPIYI ÇALDI

Bir zamanlar havadan bulaşması nedeniyle veba kadar tehlikeli bir hastalık olarak anılıyordu. Sonraları yüzde 100 iyileşme imkanı olduğu ilan edilince, unutulmaya yüz tuttu. Kimse yeni doğmuş bebeklere aşısı zorunlu yapılan ve ilaçları eczanelerde rahatça bulunan bu hastalığa gereken önemi vermedi. Aşıyla ömür boyu korunacağı sanıldı. Tam da tarihe karışacak olan hastalıklardan biri olarak anılmaya başlamışken, durumun hiç de sanıldığı gibi olmadığı ortaya çıktı.

Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre, dünya ve özellikle de Türkiye, veremde kırmızı alarm veriyor. Türkiye'de verem mikrobu ile enfekte olmuş insan sayısı tahmini olarak 15 milyon. Son bir yılda verem teşhisi konulan yeni hasta sayısı ise resmi rakamlara göre 18 bin…  Bir bakıma, birçoğumuz ne zaman yakalanacağımız meçhul bir hastalıkla kuşatılmış durumdayız. Peki ama hastalığın ölüm riski hala var mı? Veremle ilgili büyük bir ihmal içerisinde olunduğu iddiaları doğru mu? Hastalar ilaçlarını bulmakta sorunlar yaşıyor mu?

Haftalık, dünya üzerinde AİDS'ten sonra en fazla ölüme sebebiyet veren bulaşıcı hastalık tüberkülozla mücadele konusunda ülkemizin niçin geri planda kaldığını uzmanlara sordu. Ortaya son derece çarpıcı bir tablo çıktı. 

Dünya Sağlık Örgütü'nün resmi verem politikasına uyan 210 ülkeden 186'sı tek önleyici tedbir olarak nitelenen "Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi"ne geçmişken, Türkiye'nin hala niye beklediği soru işareti. Heybeliada Senatoryumu gibi özel bir tüberküloz merkezi, hasta yokluğu nedeniyle kapatılırken, izole edilmemiş odalarda tedavi gören hastalar, başka hastalara mikrop bulaştırma riskiyle karşı karşıya… Doktorlar, şartların yetersiz olduğu hastanelerde, hastalık kapma riskine rağmen bin bir özveriyle hastalarla ilgileniyor. Her şeyden önemlisi, öldürücü bir tüberküloz türü olarak bilinen "MDR Tüberküloz" hastaları, hiçbir koruyucu önlem alınmadan başka hastanelere naklediliyor. Nakil sırasında otobüs veya toplu taşıma araçlarıyla yolculuk eden bu hastaların yolda kaç kişiye öldürücü riski bulunan MDR tüberkülozu yaydıkları ise tam bir muamma...

Bir verem hastası her yıl 10-15 kişiyi enfekte ediyor. Fakat, bunu verem hastalığına yakalanmak diye değerlendirmek yanlış. Enfekte olunduğunda, mikrop vücudunuzda oluyor ama hastalık ortaya çıkmıyor. Çünkü, bağışıklık sisteminiz devrede. 15-20 milyon kişinin şuanda Türkiye'de verem mikrobu ile enfekte olduğu tahmin ediliyor.

Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Ali Rıza Üçer'e göre, verem mikrobu taşıyan insanların  %5-10'u yaşamlarının herhangi bir döneminde bu hastalığa yakalanabilir. DSÖ verilerine göre, Türkiye'de 2003 yılında bu hastalıktan yaşamını yitiren kişi sayısı, 3 bin 165.Uçer bu istatistiğe yönelik şunları söylüyor:

"Soluk alıp verdiğiniz zaman risklisiniz. Otobüse binerseniz, vapurda, kapalı ortamda, sinemada, tiyatroda, iş yerinde, hastanede, her yerde veremle karşılaşabilirsiniz. AIDS, vereme kıyasla bulaşma açısından daha makul bir hastalık, sadece cinsel ilişki yolu ve kan yolu ile bulaşıyor. Verem ise havada kol geziyor."

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celal Karlıkaya, Tüberküloz ve AİDS hastalığının kesişme noktasına dikkat çekiyor:

Dr. Üçer, Türk insanının vereme bakışını şöyle çiziyor:

" 'Nasıl olsa öldürücü değil, dışarıdaki hayatıma devam edebilirim' şeklinde algılanıyor. Bir bilinç eksikliği var. İlaç tedavisine başlayınca, bir iki ay içerisinde aldatıcı bir iyileşme oluyor. Hastaya ilaçları altı ay alması gerektiği söylenince, hasta da düşünüyor 'Bir ayda iyileştim niye altı ay kullanayım?' "

AŞI KORUYUCU DEĞİL

Aşılama yetişkinler için koruyucu değil. Kendisi de bir zamanlar MDR tüberkülozu yenmeyi başarmış bir doktor olan Cenk Deliküçük şunları söylüyor:

"BCG adı verilen tüberküloz aşısı, sadece çocuklarda görülen tüberküloz memenjiti engeller. Bir de milier tüberkülozu. 20 yaşındaki bir insana "0" koruyuculuk sağlar. Bu aşıyla bebek ölümlerinin önüne geçiliyor. Eskiden bu aşının koruduğu düşünülürdü ama bu durumun böyle olmadığı kanıtlandı. Türkiye'de şuanda iki aşı yapılıyor. İlki bebeklikte, diğeri 7 yaşında."

Tüberküloz tedavisinin minumum süresi altı ay. Hasta, tedavinin ilk ayında yatırılarak tedavi görüyor. Bir ay dolunca, balgam mikroskobisi yapılıyor. Bu testle hastanın mikrobu saçıp saçmadığı belirleniyor. Bulaştırma sona ermişse, hasta evine yollanıyor. Ardından işin en can alıcı kısmı olan altı aylık ilaç tedavisi başlıyor. İlaç tedavisinde en etkili beş temel ilaçtan dördü seçiliyor. Hastalar çoğunlukla altı aylık sürede ilaçlarını düzenli olarak kullanmıyor. Genelde tedavi tamamlanmadan ilaç kesilince, tüberküloz tedavisinde kullanılan ilaçlara direnç kazanılıyor. En az iki tüberküloz ilacına direnç kazanmış hastalara "MDR (Multi-Drug-Resistance)Tüberküloz" yani "Çoklu İlaca Dirençli Tüberküloz" teşhisi konuyor.

MDR TÜBERKÜLOZ ÖLÜMCÜL

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celal Karlıkaya, iki tüberküloz türü arasındaki farkları şöyle açıklıyor:

"MDR'de %56 hastayı ancak tam iyileştirebiliyoruz. Normal tüberküloz olursa, %98'e kadar uzanan bir tedavi başarısı var. Normal tüberkülozda tedaviyi 6 ayda bitirdiğimiz halde, MDR'de 18-24 aydan önce bitmiyor. Hem maddi, hem manevi kayıp yüksek oluyor. Bu kişilere yan etkileri az olan ilaçlar yerine, daha fazla sayıda ve yan etkisi yüksek ilaçlar vermek durumundayız. Ayrıca, çoğuna cerrahi müdahale ve ameliyat uygulamak da gerekiyor. Bu türde hem ölüm riski yüksek, hem de tedavinin başarısız olma ihtimali. Tüberkülozdan hayatını kaybedenlerin çoğunluğu MDR teşhisi konulan hastalar."

Tıp Kurumu Genel Sekreteri Uçer'e göre, Türkiye'de halen 3000 MDR Tüberküloz hastası var. Tüberkülozun bu en tehlikeli türüne yakalanmanın iki yolu var:

"Birincisi, dirençli bir hastadan bakteri kaptığınız için, siz de bu dirençli hastalığa yakalanmış oluyorsunuz. İkincisi, çok basit bir ilaç tedavisi ile iyileşebilecekken  tedaviyi yarıda kesiyorsunuz. Ciddiye almadığınızdan, bu bakteri sizde bir direnç yaratıyor. Ve o ilaçlarla tedavi edilme olanağınız ortadan kalkıyor."

DOKTORLAR DA RİSK ALTINDA

MDR Tüberküloz, normal tüberküloza göre bulaşıcılık ihtimali daha yüksek bir hastalık. Bu nedenle, hastaları tedavi eden doktorlar büyük risklere göğüs germek zorunda. Karlıkaya, doktorların rahat çalışabilmesi için acilen önlemlere gereksinim duyulduğunu belirtiyor:

"MDR'li hastaların bulunduğu bir merkezde, personeli için üç önlem alınmalı: Birincisi, mühendislik önlemler: Negatif basınçlı odaların kurularak odalardaki havanın sürekli değiştirilmesi ve ultraviyole ışını sistemiyle odadaki bakterilerin öldürülmesi.  Uygulamaya yönelik önlemlerse, acil servisten başlayarak hastaları izole etmek, hastalara maske taktırmak, personeli koruyucu maskeler vermek. Üçüncü önlem olarak da personeli periyodik olarak kontrolden geçirmek."

Hastanelerin verem servislerindeki şartların izole olması ve tüberkülozlu hastaların ayrı tutulması hayati bir önem taşıyor. Karlıkaya, bu konuda ciddi bir iddia ortaya atıyor:

"Biz veremli bir kişiyi topluma bulaştırmayacak hale getiriyoruz. Bazı sağlık kuruluşlarında başka insanlara verem bulaştırılıyor. Göğüs hastalıkları kliniğine astım, KOAH, akciğer kanseri, zatürree, akciğer damar tıkanmaları gibi şikayetleri olan hastalar da geliyor. Bu hastalar kesinlikle verem hastasıyla aynı odayı paylaşmamalı. Bu hastaların bindiği asansörlere başka hastaların binmemesi lazım. Film çekilirken bile bekleme koltuğunda başka kimse olmaması lazım."

Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesinde birçok MDR Tüberkülozlu hasta ile yüz yüze çalışan Dr. Barış Yılmaz sıkıntıları anlatıyor:

"MDR teşhisi konulmuş bir hastayı tedavi ederken doktorda bir endişe oluşmaması mümkün değil. Maske kullanıyoruz hastalarla karşılaştığımız sıralarda. Sağlık personelinin kullandığı maskeler, sekiz saatlik maskeler ama biz onları 10-15 gün kullanmak zorunda kalıyoruz."

OTOBÜSLE GİDEN MDR HASTALARI

Bulaşıcılığı daha yüksek ve riskli bir hastalık türü olan MDR Tüberküloz tedavisi, Türkiye'de dört merkezde toplanmış: İstanbul'da Yedikule ve Süreyyapaşa Göğüs Hastalıkları Hastaneleri, Ankara'da Atatürk ve İzmir'de Dr. Suat Seren Göğüs Hastalıkları Hastanesi. Bunun dışındaki merkezlere gelen hastalar, dört ildeki merkezlere naklediliyor. Karlıkaya, nakil sırasında hayati ihmaller yapıldığına işaret ediyor:

"Edirne'de Devlet Hastanesi'nde MDR tüberküloz vakası görüldüğünde kişi burada tedavisini yaptıramıyor. O nedenle bu hastaya deniyor ki 'Yedikule Hastanesi'ne gideceksin.' Hasta, Edirne'den otobüse biniyor. Bütün insanlarla aynı otobüste öksürerek ve diğer insanlara basili bulaştırarak hep beraber yolculuk yapıyor. Önlem alınmadığından insanlara en tehlikeli verem mikrobu bulaşıyor."

Verem Savaş Daire Başkanı Dr. Feyzullah Gümüşlü iddiaya yanıt veriyor:

Verem savaş dispanserleri tarafından bilinen hastaların nakli ambulanslarla yapılıyor. Tüm Türkiye'de hastaların aynı şekilde nakil yaptığını söylemek gerçekçi olmaz. Ben geçenlerde üç kere İstanbul'a hasta gönderdim. Bir şoför ve bir hemşireyle birlikte ambulansla gitti hastalar. Bu sistemin tümünü kapsayacak şekilde yayılabilir.

MDR tüberkülozla mücadelede en etkin yöntem, hastaların yattığı odaları negatif basınçlı vantilasyon sistemi ile donatmak. Böylece doktorların hastalanma riski azalıyor. Bunun maliyeti de oldukça yüksek. Türkiye'de "negatif basınçlı vantilasyon sistemine" sahip tek merkez, Çapa Tıp Fakültesi. Haftalık, Türkiye'de ayrıcalıklı kabul edilen bu merkezi  görüntüledi. Hastanenin Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Zeki Kılıçarslan, sistemi şöyle anlatıyor:

"Sistem havanın saatte en az altı veya daha çok kere değiştirilmesini sağlıyor. Bir motor yardımıyla hava dışarıdan alınıyor ve koridordaki borulardan geçerek odalara veriliyor. Her odada, negatif hava çekişi var. Bu çekişle kirli hava bacadan dışarı atıyor. Sistem sayesinde oda içerisindeki mikrop sayısı çok az oluyor ve doktorun hastalık kapma riski sıfıra yakın oluyor."

SARS HASTALARI DA GELEBİLİR

Dokuz odalı negatif basınçlı vantilasyon servislerinin 40 bin dolara bir hayırsever tarafından yaptırıldığını belirten Kılıçarslan, servisin acil durumlarda nasıl kullanılacağını şöyle açıklıyor:

"SARS gibi tedavi yöntemi olmayan ve doktora bulaşma riski yüksek hastalıklarda bu merkez kullanılabilir. Bizim merkez, SARS hastasının yatırılabileceği Türkiye'deki yegane yerdir.  Böyle bir durumda, burası acilen SARS hastalarının yatırılabileceği bir merkeze dönüştürülebilir."

Kılıçarslan, her şeye rağmen 'MDR tüberküloz' hastalarına hizmet vermemelerini şöyle değerlendiriyor:

"Bizde bu konuda eğitimli personel yok. Hastanın bazen 6 ay- 1 sene yatması gerek.  Buna yönelik dizayn edilmemiş burası. Az sayıda tüberküloz odası var ve birçok stajyer de görev yapıyor burada."

TÜBERKÜLOZ İLAÇLARI BULUNMUYOR

Kılıçarslan ilaç eksikliği sorununa da dikkat çekiyor:

"Geçen sene yapılan alımlardaki hatalar sonucu, bu sene bazı tüberküloz ilaçları eksik oldu. SSK sistemi ile bakanlık hastaneleri birleşince, özellikle İstanbul'da dispanserlerdeki hasta sayısı arttı. Buna uygun ilaç alımı da yapılmadığından birkaç aydır ilaçlar birçok dispanserde yok. Bakanlık merkezden gelmiyor. Sağlık grup başkanlıklarının alacağı açıklanmıştı ama orada da gecikmeler var."

DGTS TEK ÇÖZÜM YOLU

Tüberküloz tedavisinde altın kural olarak kabul edilen Doğrudan Gözetimli Tedavi(DGT), tedavi boyunca hastaya her doz ilacın bir sağlık görevlisi tarafından bizzat içirilmesi demek. Bu tedavi, Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi'nin (DGTS) bir parçası. Bu sayede hastanın tedaviyi yarım bırakmasından veya düzensiz kullanmasından doğacak sakıncalar önlenmiş oluyor. DGTS ise, tüberküloz kontrol aktivitelerinin sürekliliğini ve bütünlüğünü sağlamak için kararlılığı bir resmi politika olarak kabul ediyor. Hastalara bakteriyolojik olarak tanı koymayı,ücretsiz ve kısa süreli rejimlerle tedaviyi esas alır.

DGT, Türkiye'de 2003 yılında, Nazilli, Denizli ve Aydın verem savaş dispanserlerinde, pilot olarak uygulanmaya başlandı. Türkiye genelindeki uygulamaya ise halen geçilmedi.

Verem Savaş Daire Başkanı Gümüşlü konuyu şöyle değerlendiriyor:

"Biz Nazilli'de bu eğitimlerimizi sürdürüyoruz. İl bazında 20 civarında il kaldı eğitimin tamamlanmadığı. 2006'da bu stratejiye geçilmesi planlanıyor."

Trakya Üniversitesi öğretim görevlisi Karlıkaya, DGTS sistemine geçilmesi için yapılması gerekenleri şöyle özetliyor:

Birincisi devlet kararlılığı, hükümetlere göre değişmemesi gereken bir kararlılık. İkincisi  balgam kontrolüyle verem hastalığını teşhisi sağlanmalı. Üçüncüsü, hastaların ilaç alması garanti altına alınarak, 6-8 ay görevli tarafından içirilmesi. Dördüncüsü, yüksek kaliteli ilaçların aksatılmadan temin edilmesi. Son olarak da kayıt ve izleme sisteminin iyileştirilmesi."