Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

Verem 40 yıl sonra yeniden hortladı

DSÖ TÜRKİYE’Yİ KIRMIZI ALARM BÖLGESİ İLAN ETTİ

Halk arasında ince hastalık olarak da bilinen verem hastalığı giderek yayılıyor. Verem dünyada bulaşıcı hastalıklar arasındaki ölüm sıralamasında AIDS’den sonra ikinci sırada. Her yıl, bu hastalığa yakalanan kırk bin insanımızdan üç bini verem nedeniyle hayatını kaybediyor. AKP Hükümeti ise veremle savaşan hastaneleri kapatıyor.

MUHTEBER ILGAZ

Son zamanlarda salgın hastalıkların artmasıyla ilgili tartışmalar sürerken; kapıda bir başka tehlike bekliyor. Türkiye’nin yıllar önce üstesinden geldiği verem yani tüberküloz hastalığı yeniden yaygınlaşıyor. Bulaşıcı hastalıklar arasında ölüm sıralamasında AIDS’ten sonra ikinci sırada gelen verem hastalığına resmi rakamlara göre 2005 yılı içinde sadece İstanbul’da 6 bin kişi yakalanmış. Uzmanlar bu rakamın en az iki kat fazla olduğu görüşünde.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN İDDİASI

21 Kasım’da Plan Bütçe Komisyonu’nda Sağlık Bakanlığı Bütçe görüşmeleri sırasında CHP İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorusu üzerine Sağlık Bakanı Recep Akdağ, veremle ilgili olarak göstergelerin kötüye gitmediğini tam tersine iyiye gittiğini iddia ediyor. Akdağ şöyle diyor:

“Son yıllarda veremli hasta sayımızda bir artış yok, 2000 yılında 17 bin, 2001’de 18 bin, 2002’de 16 bin, 2003’te 17 bin, 2004 yılında 14 bin iken, 2005 yılı ilk dokuz ayda vaka sayımız 10 bindir. Bu arada ölüm sayılarımız da 1990’lı yıllarda 3,2 iken günümüzde 1,7’ye düşmüştür.”

Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Üçer, Bakan’a şöyle yanıt veriyor: “O zaman niye Dünya Sağlık Örgütü Türkiye’yi kırmızı alarm bölgesi ilan etti?”

Dr. Üçer, Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi rakamlarına göre, 2003 yılında Türkiye’de 18 bin 555 yeni verem vakasına rastlandığını belirtiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye’yi “kırmızı alarm bölgesi” ilan ettiğine dikkat çeken Dr. Üçer, aslında tablonun daha vahim olduğunu belirtiyor. Dr. Üçer bu rakamın en az 40 bin civarında olduğunu kaydediyor. Çünkü hastalığın bildirimiyle ilgili prosedüre uyulmuyor, hastalığın teşhisi konusunda gerekli işlemler yeterince yerine getirilmiyor. Örneğin bir hastanın verem olup olmadığını anlamak için gerekli olan balgam bakısına bakılmaksızın, röntgenle teşhis yoluna gidiliyor. Bu yöntem ise, teşhis için yeterli görülmüyor.

Hastalara geç tanı konması, tedavinin mikroplar tamamen yok olmadan kesilmesi de hastalığın yayılma nedenleri arasında ön sırada yer alıyor. Tıp Kurumu’nun verem raporunda bu durum şöyle açıklanıyor:

“Bir verem hastası her yıl 10-15 kişiyi enfekte ettiğinden, enfekte kişilerin % 5-10’unda da yaşamlarının bir döneminde verem hastalığı ortaya çıktığından gerçek rakam muhtemelen daha yüksektir. Bulaşma durumunda düşük oranda hastalık saptanması, hastalığın hemen ortaya çıkmaması ve bazı kişilerde çok uzun yıllar sonra görülmesi nedeniyle verem hastalığının giderek artan bir hızla yayılmasını kavramak zor olmaktadır.”

AKP VEREMLE SAVAŞAN HASTANELERİ KAPATIYOR

Türkiye’de verem hızla yayılırken, verem savaş dispanserlerinin etkinliği azaltılıyor. AKP hükümeti, hastalığın tanısı, tedavisi ve kontrolünün yapıldığı bu merkezlerden bir kısmını kapatırken, bir kısmını da atıl hale getiriyor.

Türkiye’de veremle savaş konusunda uzmanlaşmış sadece 5 hastane varken, AKP Hükümeti bunlardan biri olan Heybeliada Sanatoryumu’nu kapattı.

CHP Aydın Milletvekili Özlem Çerçioğlu konuyla ilgili Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın yanıtlaması için 16 Kasımda soru önergesi verdi. “Zenginleşiyoruz, iyiye gidiyoruz diyorlar ama verem hastalığı giderek artıyor” diye soru soran Çerçioğlu, Aydınlık’a Bakan Akdağ’ın soru önergesine hâla yanıt vermediğini belirtti.

- Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Üçer Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi rakamlarına göre, 2003 yılında Türkiye’de 18 bin 555 yeni verem vakasına rastlandığına ve Dünya Sağlık Örgütü’nün Türkiye’yi “kırmızı alarm bölgesi” ilan ettiğine dikkat çekiyor. -

Bugün Türkiye’de hastalık bulaştırma riski yüksek olan dirençli verem (MDR Tüberküloz) hastası sayısı üç binin üzerinde.

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Celal Karlıkaya; eskiden sanatoryumlarda sadece verem hastalığı tedavi edilirken, bu merkezlerin artık göğüs hastaneleri haline geldiğine dikkat çekti.

AŞIDA DIŞA BAĞIMLILIK

Uzmanlar hastalığa ayrılan kaynakların da verimsiz kullanıldığını belirtiyor. Ulusal Verem Savaş Dernekleri Federasyonu Başkanı, Cumhuriyet Üniversitesi eski Rektörü ve şimdiki Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ferit Koçoğlu, Türkiye’de verem aşısı üretme imkanı varken, aşıların dışarıdan alındığını vurguluyor. Prof.Dr. Koçoğlu, BCG aşısının dışarıdan alındığına dikkat çekiyor.

Uzmanlar verem hastalarının kuralsız biçimde tedavi edildiğini, denetim ve gözetim etkinliklerinin yapılmaması nedeniyle veremle mücadelenin yetersiz kaldığını vurguluyordu. Yapılan çalışmalarda hastanelerden taburcu olan hastaların yüzde 60’a yakın kısmının dispanserlere gitmediği belirtiliyor. Verem savaş dispanserlerinin etkinleştirilmediğine dikkat çeken uzmanlar, verem hastalığının tanı ve tedavisinin giderek güçleştiğini belirtiyorlar.

Verem savaş Daire Başkanlığı’nın yeniden yapılandırılmasını ve özerk bir bütçesi olan Verem Savaş Genel Müdürlüğü kurulmasını öneriyorlar. Ayrıca, tüm verem savaş dernekleri, dispanserleri ve göğüs hastanelerinin, Verem Savaş Genel Müdürlüğü’ne ve birbirlerine bağlanmasının önemine de dikkat çekiliyor.

SAĞLIK PERSONELİ TEHDİT ALTINDA

Türkiye’nin yeterli ölçüde bir verem savaş programı yok. Sokakta, otobüste, dolmuşta, sinemada, verem hastaları toplumun her yerinde serbestçe dolaşıyor. Doğrudan Gözetim Tedavisinin uygulanmadığı ülkemizde, verem hastalarına yönelik tedavi yöntemleri yetersiz kalıyor. Sağlık Bakanlığı’nın verem sorununu öncelikli bir sağlık sorunu olarak tanımlamaması ve yeterli düzeyde ilgi göstermemesi de hastalığın yayılmasına neden oluyor.

Doç. Dr. Celal Karlıkaya’nın verdiği bilgiye göre, verem hastalığına en çok yakalananların başında, doktor, hemşire ve  diğer sağlık personeli geliyor. Dolayısıyla hastalıkla savaşan sağlık görevlileri de, tedavi koşullarını yürütebilecekleri bir ortam olmadığı için hastalığa yakalanma tehlikesi içinde.

Uzmanlar veremle savaşan personele yeterli düzeyde ücret ödenmediğini ve özlük haklarında büyük sıkıntılar olduğunu vurguluyor.

Hastaların gözetim altında tedavisi sürdürülmezken, verem ilaçlarının eczanelerde serbestçe satılmasına izin veriliyor. Uzmanlar, takip ve doğru tedavi için, verem ilaçlarının eczanelerden satışının yasaklanması ve bu ilaçların yalnızca dispanserlerden tedarik edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Kutu-1: Dr. Üçer, Dünya Sağlık Örgütü’nün resmi rakamlarına göre 2003 yılında 18 bin 555 yeni verem vakasına rastlandığını belirtiyor.

Kutu-2: Türkiye’nin yeterli ölçüde bir verem savaş programı yok. Sokakta, otobüste, dolmuşta, sinemada, verem hastaları toplumun her yerinde serbestçe dolaşıyor.