Hakkında
Haberler
Görüşler
Dökümanlar
Ana Sayfa


HABERLER

İLAÇTAKİ UR: DIŞA BAĞIMLILIK RAPORU

Cumhuriyet-Bilim Teknik 04.06.2005

İlaçta Türkiye için felâket senaryosu

Türkiye'nin ilaç ithalatı petrol ithalatının yarısına ulaştı. Pazarın yüzde 60'ı yabancı ilaç şirketlerinin elinde. SSK hastanelerinin devri, ilaç harcamalarını ve dışa bağımılılığı artıracak, fatura ise vatandaşa çıkacak.

Türkiye'de toplam sağlık harcamalarının yarıya yakınını ilaç harcamaları oluşturuyor. ATO Başkanı Aygün: "Türkiye ilaçta hapı yutuyor."

"Türk insanı, temel tüketim maddesi gibi ilaç tüketmeye doğru gidiyor. Türkiye yabancı ilaç mezarlığına döndü."

Ankara Ticaret Odası (ATO) ve Tıp Kurumu'nun birlikte hazırladığı "İlaçtaki Ur: Dışa Bağımlılık" adlı rapor, Türkiye'nin ilaç ithalatının, en büyük ithalat kalemlerinden olan petrol ithalatının yarısına ulaştığını gözler önüne serdi.

Rapora göre, 2003 yılında Türkiye'nin ilaç harcaması üretici fiyatlarıyla 4.3 milyar dolar, tüketici fiyatlarıyla (perakende/eczane satış) 6 milyar dolar olarak gerçekleşti. Türkiye ilaç pazarı, dünyada en hızlı büyüyen ikinci ilaç pazarı oldu. Yalnızca 2003 yılında üretici fiyatlarıyla ilaç tüketimi % 40 oranında artış gösterdi. 2004 yılında ağırlığı ilaç olan eczacılık ürünleri ithalatı ise 2.5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yılda 5 milyar dolara yakın petrol ithal ettiğimiz düşünüldüğünde, petrol ithalatının yarısı kadar da ilaç ithal ettiğimiz ortaya çıkıyor.

Türkiye'de toplam sağlık harcamalarının yarıya yakınını ilaç harcamaları oluşturuyor. Gelişmiş ülkelerde ise ilaç harcamalarının toplam sağlık harcamaları içindeki payı yüzde 10-18 civarında.

Türkiye ilaçta dışa bağımlığı her geçen yıl daha da artıyor. Tıp Kurumu Başkanı Mehmet Altınok'un verdiği bilgiye göre, 2004 yılında ilaç ve diğer eczacılık ürünleri ithalatımız 2.5 milyar dolara ulaştı. İlaçta ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 10'un altına düşerek bu alandaki ticaret açığımız 2 milyar dolara çıktı. AB ülkeleri ise ilaç ticaretinde yılda 40 milyar avro "fazla" veriyor.

Uluslararası ilaç şirketleri Türkiye'deki ilaç pazarının yüzde 60'ından fazlasını elinde tutuyor. Sektörde yaşanan hızlı tekelleşme ise pazarın rekabetçi yapısını bozuyor. Yerli ilaç sanayinin pazar payı her yıl gerilerken, yerli ilaç şirketleri uluslararası şirketler tarafından yutuluyor.

Uluslararası şirketlerin "patent", "veri koruması" ve "veri imtiyazı" gibi dayatmaları nedeniyle Türkiye, ilaç sektöründe büyük zarara uğruyor. Bu şirketlerin pazarladığı ilaçlar "fikri mülkiyet haklarıyla korunan ithal ürün" olmalarının etkisiyle çok pahalıya satılıyor.

BİYOTEK İLAÇ PAZARINDA BÜYÜYEN TEHLİKE

Tüm dünyada modern biyoteknolojiye dayanan ve kısaca "biyotek" olarak adlandırılan ilaçların pazarı gittikçe büyüyor.

Dünyada biyotek ilaç pazarı 2001 yılında yüzde 15 büyüyerek 27 milyar dolara, 2002 yılında ise yüzde 25'lik bir büyüme oranı ile 33.5 milyar dolara ulaştı. Biyotek ilaç pazarı 2005 yılında 50 milyar dolar, 2010 yılında da 100 milyar dolar olacak.

ABD, AB ve Japonya arasında kıran kırana bir biyotek ilaç rekabeti yaşanıyor. Çin, Hindistan, Güney Kore, Küba, Arjantin ve Meksika gibi ülkeler biyotek ilaçların jeneriklerini üretiyorlar ve bu yolda önemli mesafe kat etmiş durumdalar. Türkiye, aralarında insülin, büyüme hormonu ve hepatit B aşısının da bulunduğu, son derece pahalı olan biyotek ilaçları ithal yoluyla temin ediyor.

Biyotek ilaç pazarı dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hızla büyüyor. 2004 yılında 450 milyon dolar olan biyotek ilaç pazarının, 2010 yılında 1 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Bu pazarın beşte birine yakınını "eritropoietin" adı verilen ilaçlar oluşturuyor. Eritropoietinler en fazla, böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalarda ortaya çıkan kansızlığın tedavisinde kullanılıyor. Tıp Kurumu'nun yaptığı hesaplamaya göre Türkiye 2004 yılında 80 milyon dolara yakın eritropoietin harcaması yaptı.

Ancak Türkiye biyotek ilaçların jeneriklerini Çin, Hindistan, Küba, Güney Kore, Arjantin, Meksika, Brezilya gibi ülkelerden dörtte bir hatta beşte bir fiyatına ithal edebilecek iken uluslararası ilaç tekellerinden satın almak zorunda kalıyor. Çünkü uluslararası şirketler yoğun lobi faaliyetleri ile biyotek ilaçların jeneriklerinin başka ülkelerden ithalatını ve ülkemizde üretilmesini baskı altında tutuyor.

Sağlık Bakanlığı, biyotek bir ürün olan Hepatit B aşısının jeneriğini 1998 yılından beri toplu alımla Hindistan, Küba, Güney Kore gibi ülkelerden tanesi 70 sente ithal ediyor. Bu aşılar da kaliteli aşılar ve aralarında Dünya Sağlık Örgütü'nce tavsiye edilenler bulunuyor. Bakanlığın jeneriğini 70 sente ithal ettiği aynı aşı serbest eczanelerde yaklaşık 17 dolara satılıyor. Arada 25 kat fark bulunuyor. Bu örnek bile pazarımıza hakim olan uluslararası ilaç şirketlerinin nasıl bir kamusal zarara yol açtığını göstermeye yetiyor.

Tıp Kurumu'nun iddialarına göre Sağlık Bakanlığı Biyotek İlaç Komisyonlarında jenerik ithali için 7 yıldır bekletilen dosyalar bulunuyor.

Türkiye'de de gerekli yatırımları yaparak tıpkı Çin, Hindistan, Güney Kore, Küba, Meksika ve Arjantin gibi biyotek ilaçların jeneriklerini üretmek mümkün.

Türkiye'nin biyotek ilaçların jeneriklerini Çin, Hindistan, Güney Kore, Küba, Arjantin gibi ülkelerden hem ithal etmesi hem de teknoloji transferi yoluyla üretmesi için hızlı ve somut adımlar atması gerekiyor. Türkiye'de biyotek ilaç üretiminin gerçekleştirilmesi için sanayi, üniversite ve devlet kuruluşlarının işbirliği yapması gerekiyor.

Aksi halde, yakın gelecekte biyotek ilaç harcamalarımızın katlanarak artması ve artışın sosyal güvenlik kurumlarının sağlık harcamalarına yansıması kaçınılmaz olacak.

Tıp Kurumu, SSK hastanelerinin devri nedeniyle ilaç harcamalarının ve dışa bağımlılığın daha da artacağı görüşünde... Sosyal güvenlik kurumlarının (Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve SSK) toplam sağlık harcamalarının yarıdan fazlasını ilaç harcamaları oluşturuyor. SEmekli Sandığı ve Bağ-Kur'un sağlık harcamalarının yüzde 60'tan fazlası, SSK'nın sağlık harcamalarının yüzde 38'i ilaçtan oluşuyor.

38 milyon nüfusu kapsayan SSK'nın 2004 yılı ilaç harcaması 2.4 katrilyon lira iken 2.5 milyon nüfusu kapsayan Emekli Sandığı aynı yıl ilaca 1.5 katrilyon lira harcadı. Bu rakamlar Emekli Sandığı'nın, SSK'nın neredeyse 15'te biri kadar bir nüfusu kapsadığı halde SSK'ya yaklaşan bir ilaç harcaması yaptığını ortaya koyuyor.

Diğer yandan, 2004 yılında SSK'nın kapsadığı nüfus (38 milyon), Bağ-Kur ve Emekli Sandığı'nın kapsadığı nüfusun (Bağ-Kur 16.5, Emekli Sandığı 2.5 milyon olmak üzere toplam 19 milyon) iki katını buluyor. Buna rağmen SSK'nın yıllık ilaç harcaması 1,7 milyar dolar, Bağ-Kur (1,6 milyar dolar) ve Emekli Sandığı'nın (1,1 milyar $) ilaç harcaması toplamıysa 2,7 milyar dolar.

SSK İLACI UCUZA MAL EDİYORDU

Tıp Kurumu, "mucizevi denklem" olarak adlandırdığı bu durumu SSK hastanelerinin devlete devri ile birlikte ortadan kaldırılan "SSK ilaç alım modeli"nin başarısına bağlıyor. SSK ihale ile toplu alım yaparak ilaçları perakende satış fiyatları üzerinden değil imalatçı/ithalatçı/depocu satış fiyatı üzerinden yaptığı iskontolarla alıyordu. Ayrıca ilaçların bir bölümünü de kendisi üretiyordu. Emekli Sandığı ve Bağ-Kur ise ilacı yüzde 25-35 daha pahalıya alıyordu. Bu fark, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur'un ihale yapmayarak ilaçları doğrudan eczaneden alması nedeniyle oluşuyordu.

Kamu İlaç Alımı Protokolü'nün imzalanmasıyla uygulamaya sokulan yeni sistemde SSK'lılar da artık serbest eczanelerden ilaç alıyor. Dolayısıyla toplu alımlarla elde ettiği indirim olanaklarını kaybediyor.

MODELİ ZARARA UĞRATACAK

Hükümet, serbest eczane anlaşmasının kuruma sadece 400 trilyon liralık bir ek yük getireceğini, ancak yeni sisteme göre ilaç sektörünün yapacağı yüzde 14 oranındaki indirimin Emekli Sandığı ve Bağ Kur'a yarayacağını, bu yolla kamunun yılda 1 katrilyon tasarruf edeceğini öne sürüyor. Sistemin SSK'ya getireceği ek yük bu rakamdan çıkarıldığında yıllık 600 trilyon liralık bir tasarrufun gerçekleşeceğini hesaplıyor.

Ancak, uygulamanın başladığı 10 Şubat 2005 tarihinden 3 Mayıs 2005 tarihine kadar eczanelerden SSK'ya gönderilen faturaların maddi değeri 828 trilyon 783 milyar liraya ulaştı. Bu rakamlar uygulamanın yıl sonunda kuruma getireceği ek yükün 400 trilyon lirayla sınırlı kalmayacağını ve hükümetin hesaplarının tutmayacağını gösteriyor.

Tıp Kurumu, SSK ilaç alım modelinin tasfiyesi nedeniyle SSK ilaç harcamalarının en iyimser tahminle 2 katına çıkacağını, bunun da kuruma hükümetin öngördüğü gibi 400 trilyon değil 3 katrilyon liralık ek yük getireceğini tahmin ediyor.

Tıp Kurumu, yeni sistemin yol açacağı zararlara ilişkin öngörülerini şu örnekle açıklıyor: İmalatçı/ithalatçı fiyatı 100 lira olan bir ilaç, yüzde 9 depocu kârı, yüzde 25 eczacı kârı ve yüzde 8 KDV eklendiğinde 147 liraya satılıyor. SSK'nın 100 liralık imalatçı/ithalatçı fiyatı üzerinden yüzde 20 indirim sağladığı varsayılırsa (bu oran bazı ihalelerde daha da yüksek oluyor) 100 liralık ilacın fiyatı 80 liraya düşüyor. Yeni sistemde ise KDV'li satış fiyatı olan 147 lira üzerinden yüzde 14 oranında bir indirim sağlandığında ilaç fiyatı 125 liraya, uluslararası ilaç şirketlerinin pahalı ilaçlarında indirim oranı % 7 olduğundan bu gruptaki ilaçlar için de 137 liraya düşüyor. Yani, SSK modeliyle, % 20'lik düşük iskontolu bir ihalede bile aynı ilaç 57 milyon lira daha ucuza mal edilebiliyordu. SSK'nın kamuoyuna yansıyan ilaç yolsuzluğu ihalesinde 0 (sıfır) iskonto ile 232 milyon liraya aldığı ilacı, aynı tarihte Bağ-Kur ve Emekli Sandığı 330 milyon liraya alıyordu. Bu örnek bile SSK ilaç alım modelinin ne denli avantajlı olduğunu açıkça göz önüne seriyor.

Yeni sistem, bir süre sonra sosyal güvenlik kurumlarının eczanelere geri ödemelerini aksatacağı ya da durduracağı, bu durumda depolardan kısa vadeli ilaç alımı yapan binlerce eczanenin krize girip batacağı endişesini de beraberinde getiriyor. Batmaktan kurtulan eczanelerin ise ilaç vermekte zorlanacağı ya da vazgeçeceği belirtiliyor.

Yeşil kartlı hastaların ayaktan ilaç harcamaları da dikkate alındığında 2004 yılında yaklaşık 7 milyar dolar olan toplam sağlık harcamasının en iyimser senaryoya göre 10 milyar dolara tırmanacağı belirtiliyor. Aradaki farkın da "katkı payı" adı altında yine vatandaşın cebinden çıkacağı belirtiliyor. SSK sistemi uzun kuyruklar ve hizmete ulaşmadaki güçlükler nedeniyle eleştiriliyordu. Ancak, Tıp Kurumu, 1235 olan eczacı sayısının artırılması, dispanser ve işyeri hekimliği gibi birinci basamak birimlerinin geliştirilmesiyle çözülebilecek bu sıkıntılar yüzünden SSK'nın tasfiye edilmesine de tepki gösteriyor.

EŞDEĞER İLAÇ UYGULAMASI

Maliye Bakanlığı, 2005 yılı bütçesi ile birlikte yeni bir uygulama başlatarak ilaç bedellerinin ödenmesinde "en ucuz eşdeğer ilacın en fazla yüzde 30 fazlasının ödeneceği" kararını aldı.

Bu kararla birlikte, en ucuz eşdeğerinin yüzde 30'undan daha pahalıya satılan bazı ithal ilaçların fiyatlarında 50'lere ulaşan indirimler yapıldı. Yapılan yarı yarıya indirimler, Tıp Kurumu tarafından "Maliye Bakanlığı'nın kararından önce bu ilaçlar yüzde 50 pahalıya satılıyordu ve devlet zarara uğratılıyordu" biçiminde yorumlanıyor.

Ancak 450 ilacın "eşdeğer ilaç uygulaması"nın dışında bırakılması, devletin zarara uğratılmaya devam ettiği kanısını da güçlendiriyor. Çünkü Tıp Kurumu'nun belirlemelerine göre, kapsam dışı bırakılan 450 ilacın Türkiye'ye yıllık faturası 700 trilyon lirayı buluyor. Bir başka deyişle ulus ötesi ilaç tekellerinin hakimiyeti sürüyor.

ATO Başkanı Sinan Aygün , Türkiye'nin ilaçta kuşatıldığı küresel kıskaçtan kurtulması için ulusal ilaç politikaları ve stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Aygün, "Türkiye ilaçta hapı yutuyor" dedi. Aygün, "Olacaklar çok açık. Devlet, eczanelerin parasını ödemeyerek eczanelerin kapısına kilit vuracak. Bu sistem, bu tüketim ve dışa bağımlılıkla yarın hipermerketlerin bir köşesinde ilaç reyonları kurulacak" diye konuştu.

Tıp Kurumu Genel Sekreteri Dr. Ali Rıza Üçer ise, "Bu, tam anlamıyla SSK'yı çökertme operasyonudur. SSK'lılar sağlık ve sosyal güvenlik haklarını geri dönülemeyecek biçimde kaybedecekler" dedi. İlaç harcamalarında baş döndürücü artışlar olacağını, faturanın da katkı payları ile dolaylı ve dolaysız vergiler artırılarak vatandaşlara ödetileceğini söyleyen Üçer, "SSK'lı parası kadar sağlık hizmeti alabilecek" diye konuştu.

Üçer, küçük ölçekli depoların ve eczanelerin de geri ödemelerde yaşanacak sıkıntılar nedeniyle büyük zarara uğrayacağını, 5-10 bin eczanenin batacağını, Türkiye ilaç harcamalarının 2005 yılında 3 milyar dolar artacağını öne sürdü.